Sabah dolu dolu kahvaltımızı yapıp istikamet Galleria Dell Accademia. Bekle bizi Davud geliyoruz. Fiore'den geçip Eataly'nin olduğu caddeden düümdüz ilerliyoruz. Accademia'ye girişte 11,5 euro verip açıkça söylemek gerekirse diğer galerilerde hızlı bir tur atıp tablolara huzlıca bakıp Davud'un yanına koştuk.
Michelangelo'nun Davud'u her zamanki gibi tam Golyat'a saldırma anını gösteriyor. Heykeli taşıyan sağ bacaktır. elleri kaba ve büyüktür. Sol elde bu özellikler daha da belirgindir. Michelangelo'nun Davud'u rasyonel, serin kanlı, kontrollü bir düşünce adamıdır. Heykelde sizi en etkileyen bölüm gözlerinin size bakışıdır bence. Aniden sola dönmüş gibi duran baş, kararlılığı ve kendi ahlakı kimliğinin bilincinde oluşunu ifade ediyormuş. Asık suratı, çatık kaşlı yüzü ve gözlerin endişeli bakışı harekete geçmeden önceki anın gerilimini bize gösteriyormuş.
Heykel yüksekte olduğu için yüz hatlarını seçebilmek için yine makine ile zoom yapmanızı tavsiye ederim. Heykelin arkasındaki banklarda oturup Davud'u ve etraftaki insanların onu görünce verdikleri tepkileri izleyebilirsiniz.
Accademia'nın karşısında gördüğümüz Carrefour'dan içeceklerimizi alıp yolda Davud'un analizini yaparak Santa Margherita dei Cerchi'ye doğru yol aldık.
Kilise bir oda kilise sanki, oda tiyatroları gibi. Bu kadar şirin bir kilise olması hikayesini güçlendiriyor. İçerinin karanlık olması Dante ve Beatrice'nin aydınlanamamış aşkları gibi karanlığa gömülmüş. Dante hayatında yalnızca 2 defa gördüğü Beatrice aşık olur ama maalesef birlikte olamazlar, Dante ona olan platonik aşkını ilahi komedya ile dünyaya duyurur. Beatrice bir başkasıyla Dante bir başkasıyla bu kilisede evlenir. ilham perisi Beatrice'in mezarı bu kilisenin içerisindedir ama karanlıktan yazıları bile seçilemiyor.
İnternetteki romantik sepetten eser yok, maalesef bu plastik bir milyoncu sepeti ortamın havasını komikleştirmiş. Kavuşamayan aşıkların Beatrice'e hitaben yazdıkları notlar sonrasında büyük bir çöp kutusuna doğru yol alıyor. Ama yinede Roma'nın ROMAntikliği burda da devam ediyor. Serabım da notunu yazarken.... :)
5 dakikalık yürüme mesafesinden sonra enfes, dillere destan, kaçırılamayacak, tekrar tekrar gidilmesi gereken muhteşem Uffizi'ye geldik. Eğer zamanınız varsa kafadan 5 saati buraya ayırın. Biz 3 buçuk saat sadece merak ettiğimiz ve üzerinde çalıştığımız tablolara bakabildik. Vatikan kadar sanat parçası çokluğu burada yok ama var olan kalburüstü eserler sizden aldığı zamanı hayranlık duygusuyla değiştiriyor. Gitmeden önce muhakkak araştırma yapmanızı dilerim, çünkü çoğu ziyaretçi çook önemli eserlerin önünden göz ucuyla bakarak yandaki salona geçiyor. Ve siz bu parçaları incelemeden nasıl geçtiklerine şaşırıyorsunuz. Ben burada benim için en özelleri yazacağım.
Veee başlıyoruz.
Bizden başlıyım dedim. Merdivenleri çıkınca uzun hol evet büyüleyici biraz daha dikkatli bakmaya başlayınca koridorun çeşitli duvarlarının üst kısımlarının Osmanlı padişahlarının portrelerini görüyorsunuz. Görüntüleri bizim kitaplarda alışık olduğumuz gibi değil. Muhakkak bir uzvunu büyük ve çirkin yapmışlar ki bu da genelde burunları oluyor. Aralarında tek bayan Hürrem'di.
Çok fazla tabloda gördüğümüz Meryem'e Müjde burada muhteşem sarı varaklarla anlatılmış.
- Elizabet'in hamileliğinin altıncı ayında Tanrı, Cebrail'i Celile'de bulunan Nasıra adlı kente, Davut'un soyundan gelen Yusuf adındaki adamla nişanlı kıza gönderdi. Kızın adı Meryem'di. Onun yanına giren melek "Selam, ey Tanrı'nın lütfuna erişen kız! Rab seninledir." dedi. Söylenenlere çok şaşıraan Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı. Ama melek ona, "Korkma Meryem" dedi. "Sen Tanrı'nın lütfuna eriştin. Gebe kalıp bir oğul doğuracak ve adını İsa koyacaksın (Luk. 1; 26-31).
- Meryem meleğe "Bu nasıl olur? Ben bir erkeğe varmadım ki" dedi. Melek ona şöyle yanıt verdi: "Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi'nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal Tanrı Oğul denecek (Luk. 1; 34-35).
- Bak senin akrabalarından Elizabet'te yaşlılığında bir oğula gebe kaldı. Kısır diye bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır. Tanrı'nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur (Luk. 1; 36-37).
- Meryem, "Ben Rabbin kuluyum" dedi. Meryem "Bana dediğin gibi olsun" sonra melek onun yanından ayrıldı (Luk. 1; 38).
Elizabet 3 ay sonra oğlunu doğurur adını Yahya koyarlar. İsa peygamberi vakti gelince vaftiz edecek olan Vaftizci Yahya.
Sinine Martini ve Lippo Memmi bu eserinde Cebrail'in Meryem'i selamlamak için gökten indiğini betimlemektedir. Melek sol elinde barışın simgesi olan zeytin dalı tutuyor, sağ eli ise konuşmaya hazırlanıyormuş gibi havaya kalkmış. Meryem elindeki kitabı okuyormuş, meleğin görünüşü onu birden şaşırtmış. Bu nedenle o da gökten gelen bu elçiye bakarken bir korku ve alçakgönüllülük hareketiyle kendini geri çekiyor. Her ikisi arasında bakirelik simgesi beyaz zambakların bulunduğu bir vazo duruyor. Üstte ortadaki sivri kemerin içinde Kutsal Ruh'un simgesi güvercini, dört kanat
alı meleklerle çevrili olarak görüyoruz. Meleğin kanatlarının soldaki sivri kemer tarafından çerçevelenişine, Meryem'in sağdaki sivri kemerin altına çekilişine ve aralarındaki boşluğun ise bir vazo ve havada bir güvercinle doldurulduğunu görüyoruz. Meleğin ağzından çıkan sözler; Ave gratia plena. (Selam sana lütuflarla dolu Meryem.)
Uffizi'nin en yoğun iki odasından bir tanesi Botticelli'nin odası. Kapıdan girdiğiniz anda karşılıklı duran Botticelli'ye ait Venüs'ün Doğuşu ve İlkbahar Alegorisi odanın havasını neşelendiriyor. Bütün sanat kitaplarında içerikte, kapakta gördüğünüz iki muhteşem eser büyüklükleri ile size rahatça inceleme fırsatı veriyor. Tek sıkıntı odanın iki tarafında bol bol fotoğraf çektiren ziyaretçilerin arasından sıyrılıp ön sıranın size gelmesini beklemek.
Tabloyu Mediciler evlilik resmi olarak yatak odaları için yaptırmışlar. Tabloda ortada bulunan Venüs, anlatılan hikaye onun bahçesinde geçiyor. Rüzgar tanrısı olan mavimtrak Zefir ve çiçek tanrıçası Flora birleşiyor ve ilkbahar geliyor. Venüs ayakta hamile gibi çizilmiş. Botticelli'nin resimlerinde sürekli kullandığı Simonetta Vespucci imgesi burada Venüs olarak bize görünüyor. Yukarıda okunu atmak üzere olan Eros'un gözlerinin kapalı çizildiği nadir resimlerden bir tanesi de bu. "Aşkın Gözü Kördür" Soldakiler üç güzeller; göze hoş geleni simgeleyen, insanların yüreğine neşe serpen tanrıçalar yani Kharit'lerdir. Tablonun en solunda kanatlı ayaklarıyla Hermes bulunmaktadır.
Botticelli'nin bu seferki Venüs'ü gül yağmuru ortasında rüzgar tanrıları tarafından kıyıya uçurulan bir deniz kabuğu üzerinden denizden çıkmıştır. Köpüklerin içinden çıkan ve karaya vuran güzel aynı zamanda rönesansın en büyük hayalini, yani insanın Antik Çağ'ın küllerinden yeniden doğuşunu da simgeler. (Siyasete bir gönderme ya da erotik imalar içeren bu oyunun adı "Insıder Sanatı= içerden bakma bilgisidir") Botticelli tanrıçasını kontrapost yani serbest bacak, destefk bacak pozisyonunda resmetmiştir.
Karaya ayak basmak üzereyken çiçek tanrıçası Flora erguvan kırmızısı bir pelerinle onu karşılar. Botticelli'nin Venüs'ü o denli güzel ki, boynunun doğal olmayan uzunluğunun, aşağı sarkan omuzlarının, sol kolunun vücuduna garip bir şekilde bağlantısının farkına bile varmıyoruz. Böylece Venüs'ün gökten bir armağan olarak kıyılarımıza taşınmış, son derece yumuşak ve zarif bir varlık olduğu izlenimini güçlendiriyor.
Ve iki önemli salondan bir diğerinde sıra, Leonardo da Vinci'nin bölümündeyiz. İki büyük tablosu karşılıklı duruyor. Botticelli salonundan farkı bu oda da iki tablo arasında oturabileceğiniz geniş yuvarlak bir koltuk var. İçerideki turist kafilesi çıktığında sağımda ve solumdaki bu iki dehşet tablonun tam ortasında oturuyor olduğuma inanamamıştım. Tabloların ikisinde de saçların incecik detaylarının dibine kadar girebiliyorsunuz. İnanılmazdı !!
Leonardo'nun bu Meryem'e Müjde tablosunun ona ait olup olmadığı konusunda farklı görüşler varmış. Tablo gerçekten kusursuz bir kalemle çizilmiş gibi ince işleriyle sizi büyülüyor. Özellikle Cebrail'in gözlerinin Meryem'e aşağıdan dimdik bakışı ve elbisesinin parlak kırmızısı, gölgeleri, kumaşın dokusunu size hissettirmesi hayranlık vericiydi. Diğer Muştu hikayeleri ile aynı özellikleri ve simgeleri barındıran bir tablo.
Saçları, gözlerin bakışı, elindeki ipin koluna sımsıkı bağlanışı, taftanın parlayışı, ellerindeki zariflik, gömleğindeki işlemeler ve de kumaşın altında diz çöken ayağının varlığını hissettiren kumaş kıvrımları = LEONARDO.
Gelelim diğer müthişe: "İsa'nın Vaftiz Edilmesi" 1472-1475.
Bu tablo için deniliyor ki; " Leonardo elinde birkaç parça giysi tutan bir melek resmi yaptı, çok genç olmasına karşın bunu öyle bir yaptı ki onun meleği, Verrocchio'nun figürlerinden kat kat üstün oldu. Verrocchio'nun bir daha boyalara el sürmemesinin asıl nedeni buydu. boyanın nasıl kullanılacağını bir çocuğun kendisinden daha iyi anlıyor olması, onu çok utandırmıştı." Verrocchio'nun bu tablodan sonra yaptığı bir resmin olmadığı ileri sürülüyormuş.
Üzerindeki giysilerin çoğunu çıkarmış olan İsa, Ürdün Irmağı'nın taşlı yatağında duruyor, sağdaki Vaftizci Yahya da onu arındırıyor. İsa'nın üstünde Kutsal Ruh olan güvercin ve Tanrı'nın ellerini görüyoruz. Resmin solundaki iki melekten birisi İsa'nın beyaz giysilerini tutuyor. arkadaki palmiyeler günahtan kurtuluşu simgeliyormuş. İsa'nın ve Vaftizci Yahya'nın ayakları suyun altında etkileyici şekilde görülüyor.
Diz çökmüş meleğin duruşu için; Gövdenin üst bölümünün dönüşü, başın dönüşüyle karşıtlık oluşturuyor; sol dirseğin devinimi sağ omzun konumunda sürüyor. Üstelik meleğin yüzüne yansıyan ten renginin tonlarındaki yumuşak geçişler, Verrocchio'nun yapıtlarında görülen daha sert biçemden farklıymış.
Galerinin alt katında ülke ülke ayrılmış ressamlar arasında; Velazquez, Rembrandt, Rubens, Goya, Brueghel, El Greco, Van Dyck....
Uffizi'ye devammm :))
Sırada "Uzun Boyunlu Meryem" var. Parmigianino'nun bu tablosunda Meryem'in kuğu gibi uzun boyunlu resmedilmiştir. İnsan vücudunun oranlarını garip bir biçimde bükmüş ve uzatmıştır. Meryem'in uzun zarif parmaklı elini, ön meleğin uzun bacağını, elinde bir parşömen rulosu olan yorgun duruşlu azizi, sanki tümünü görüntüleri bozan bir aynadan görüyor gibiyiz. Geleneksel uyum anlayışlarına inanmadığını; Meryem'in iki yanına eşit çiftler halinde dağıtacak yerde, birbiri üzerine abanmış melek kümesini dar bir köşeye sıkıştırarak göstermiştir. Uzaklık nedeniyle Aziz figürünün boyutlarını küçültmüştür.
En iyilerin bir tanesi daha Tiziano'nun "Urbino Venüsü". Aynı konunun anlatıldığı birçok tablonun etkileyiciliği yüksek olanı bence bu. Sanırım bunda Tiziano hayranlığımın da etkisi vardır.
Uffizi'ye doyamayacağım ama artık sonlandırmalıyım biliyorum. Eğer zamanınız varsa bizim gibi doyaaaa doya gezmelisiniz burayı. Beğendiğiniz tabloların önünde hazırladığınız açıklamaları okuyup camdan dışarı bakıp Vecchio köprüsünü göz ucuyla görmek, bir sürü insanın canımm tabloların önünden bilgisizce kuru kuru gidişlerine hayretler içerisinde bakakalmak, bookshoplardaki yine defter bulamayışım ile ilgili yaşadığım hayalkırıklığım bunların hepsi = Uffizi.
Yeni rotamız Pitti Sarayı ama maalesef girebilecek zamanımız yoktu. Dışarıdan şöyle bir kafamız uzatıp kahverengi heybetli yapının ihtişamına bakabildik, sarayın biraz da halktan mesafeli oluşu beni etkiledi. Sarayın dış duvarlarının karşısındaki binalar virane görünümlü, sarayla zıtlık oluşturuyor.
Pitti'den çıkıp sokaklarda gezine gezine akşam hava kararmadan Michelangelo tepesine doğru yürüdük. Köprünün bu tarafındaki evler karşı taraf gibi değil, biraz daha halk, biraz daha mütevazi... Gördüğünüz araba markaları bu tarafta değişiyor.
Mİchelangelo Tepesi'nde güzel sohbetimiz var dinlencemiz sonrası yine bir market alışverişi sonrası otelimize gittik. Biraz dinlendikten sonra gece 11 gibi Hard Rock'a gittik ama inanması zor evet Hard Rock'taki tek masa bizdik. Tenha değil boştu. Roma'dakine göre daha büyük bir sahnesi ve alanı olmasına rağmen içerisinde çalışanlar ve bizden başka kimse yoktu. 5. günümüzde bu sesizlik içerisinde sona erdi.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder