28 Mart 2016 Pazartesi

FLORANSA'DA 5. GÜN

BEŞİNCİ GÜN: FLORANSA

   Sabah dolu dolu kahvaltımızı yapıp istikamet Galleria Dell Accademia. Bekle bizi Davud geliyoruz. Fiore'den geçip Eataly'nin olduğu caddeden düümdüz ilerliyoruz. Accademia'ye girişte 11,5 euro verip açıkça söylemek gerekirse diğer galerilerde hızlı bir tur atıp tablolara huzlıca bakıp Davud'un yanına koştuk. 



     Michelangelo'nun Davud'u her zamanki gibi tam Golyat'a saldırma anını gösteriyor. Heykeli taşıyan sağ bacaktır. elleri kaba ve büyüktür. Sol elde bu özellikler daha da belirgindir. Michelangelo'nun Davud'u rasyonel, serin kanlı, kontrollü bir düşünce adamıdır. Heykelde sizi en etkileyen bölüm gözlerinin size bakışıdır bence. Aniden sola dönmüş gibi duran baş, kararlılığı ve kendi ahlakı kimliğinin bilincinde oluşunu ifade ediyormuş. Asık suratı, çatık kaşlı yüzü ve gözlerin endişeli bakışı harekete geçmeden önceki anın gerilimini bize gösteriyormuş.  


 Heykel yüksekte olduğu için yüz hatlarını seçebilmek için yine makine ile zoom yapmanızı tavsiye ederim. Heykelin arkasındaki banklarda oturup Davud'u ve etraftaki insanların onu görünce verdikleri tepkileri izleyebilirsiniz. 


     Accademia'nın karşısında gördüğümüz Carrefour'dan içeceklerimizi alıp yolda Davud'un analizini yaparak  Santa Margherita dei Cerchi'ye doğru yol aldık. 


     Kilise bir oda kilise sanki, oda tiyatroları gibi. Bu kadar şirin bir kilise olması hikayesini güçlendiriyor. İçerinin karanlık olması Dante ve Beatrice'nin aydınlanamamış aşkları gibi karanlığa gömülmüş. Dante hayatında yalnızca 2 defa gördüğü Beatrice aşık olur ama maalesef birlikte olamazlar, Dante ona olan platonik aşkını ilahi komedya ile dünyaya duyurur. Beatrice bir başkasıyla Dante bir başkasıyla bu kilisede evlenir. ilham perisi Beatrice'in mezarı bu kilisenin içerisindedir ama karanlıktan yazıları bile seçilemiyor. 



    İnternetteki romantik sepetten eser yok, maalesef bu plastik bir milyoncu sepeti ortamın havasını komikleştirmiş. Kavuşamayan aşıkların Beatrice'e hitaben yazdıkları notlar sonrasında büyük bir çöp kutusuna doğru yol alıyor. Ama yinede Roma'nın ROMAntikliği burda da devam ediyor. Serabım da notunu yazarken.... :)


     5 dakikalık yürüme mesafesinden sonra enfes, dillere destan, kaçırılamayacak, tekrar tekrar gidilmesi gereken muhteşem Uffizi'ye geldik.  Eğer zamanınız varsa kafadan 5 saati buraya ayırın. Biz 3 buçuk saat sadece merak ettiğimiz ve üzerinde çalıştığımız tablolara bakabildik. Vatikan kadar sanat parçası çokluğu burada yok ama var olan kalburüstü eserler sizden aldığı zamanı hayranlık duygusuyla değiştiriyor. Gitmeden önce muhakkak araştırma yapmanızı dilerim, çünkü çoğu ziyaretçi çook önemli eserlerin önünden göz ucuyla bakarak yandaki salona geçiyor. Ve siz bu parçaları incelemeden nasıl geçtiklerine şaşırıyorsunuz. Ben burada benim için en özelleri yazacağım. 

Veee başlıyoruz. 


     Bizden başlıyım dedim. Merdivenleri çıkınca uzun hol  evet büyüleyici biraz daha dikkatli bakmaya başlayınca koridorun çeşitli duvarlarının üst kısımlarının Osmanlı padişahlarının portrelerini görüyorsunuz. Görüntüleri bizim kitaplarda alışık olduğumuz gibi değil. Muhakkak bir uzvunu büyük ve çirkin yapmışlar ki bu da genelde burunları oluyor. Aralarında tek bayan Hürrem'di. 


    
      Çok fazla tabloda gördüğümüz Meryem'e Müjde burada muhteşem sarı varaklarla anlatılmış. 
  • Elizabet'in hamileliğinin altıncı ayında Tanrı, Cebrail'i Celile'de bulunan Nasıra adlı kente, Davut'un soyundan gelen Yusuf adındaki adamla nişanlı kıza gönderdi. Kızın adı Meryem'di. Onun yanına giren melek "Selam, ey Tanrı'nın lütfuna erişen kız! Rab seninledir." dedi. Söylenenlere çok şaşıraan Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı. Ama melek ona, "Korkma Meryem" dedi. "Sen Tanrı'nın lütfuna eriştin. Gebe kalıp bir oğul doğuracak ve adını İsa koyacaksın (Luk. 1; 26-31).
  • Meryem meleğe "Bu nasıl olur? Ben bir erkeğe varmadım ki" dedi. Melek ona şöyle yanıt verdi: "Kutsal  Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi'nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal Tanrı Oğul denecek (Luk. 1; 34-35).
  • Bak senin akrabalarından Elizabet'te yaşlılığında bir oğula gebe kaldı. Kısır diye bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır. Tanrı'nın yapamayacağı hiçbir şey yoktur (Luk. 1; 36-37).
  • Meryem, "Ben Rabbin kuluyum" dedi. Meryem "Bana dediğin gibi olsun" sonra melek onun yanından ayrıldı (Luk. 1; 38).
      Elizabet 3 ay sonra oğlunu doğurur adını Yahya koyarlar. İsa peygamberi vakti gelince vaftiz edecek olan Vaftizci Yahya.


  Sinine Martini ve Lippo Memmi bu eserinde Cebrail'in Meryem'i selamlamak için gökten indiğini betimlemektedir. Melek sol elinde barışın simgesi olan zeytin dalı tutuyor, sağ eli ise konuşmaya hazırlanıyormuş gibi havaya kalkmış. Meryem elindeki kitabı okuyormuş, meleğin görünüşü onu birden şaşırtmış. Bu nedenle o da gökten gelen bu elçiye bakarken bir korku ve alçakgönüllülük hareketiyle kendini geri çekiyor. Her ikisi arasında bakirelik simgesi beyaz zambakların bulunduğu bir vazo duruyor. Üstte ortadaki sivri kemerin içinde Kutsal Ruh'un simgesi güvercini, dört kanat 
alı meleklerle çevrili olarak görüyoruz. Meleğin kanatlarının soldaki sivri kemer tarafından çerçevelenişine, Meryem'in sağdaki sivri kemerin altına çekilişine ve aralarındaki boşluğun ise bir vazo ve havada bir güvercinle doldurulduğunu görüyoruz.  Meleğin ağzından çıkan sözler; Ave gratia plena. (Selam sana lütuflarla dolu Meryem.)


     
   Uffizi'nin en yoğun iki odasından bir tanesi Botticelli'nin odası. Kapıdan girdiğiniz anda karşılıklı duran Botticelli'ye ait Venüs'ün Doğuşu ve İlkbahar Alegorisi odanın havasını neşelendiriyor. Bütün sanat kitaplarında içerikte, kapakta gördüğünüz iki muhteşem eser büyüklükleri ile size rahatça inceleme fırsatı veriyor. Tek sıkıntı odanın iki tarafında bol bol fotoğraf çektiren ziyaretçilerin arasından sıyrılıp ön sıranın size gelmesini beklemek. 


     Tabloyu Mediciler evlilik resmi olarak yatak odaları için yaptırmışlar. Tabloda ortada bulunan Venüs, anlatılan hikaye onun bahçesinde geçiyor. Rüzgar tanrısı olan mavimtrak Zefir ve çiçek tanrıçası Flora birleşiyor ve ilkbahar geliyor. Venüs ayakta hamile gibi çizilmiş.  Botticelli'nin resimlerinde sürekli kullandığı  Simonetta Vespucci imgesi burada Venüs olarak bize görünüyor. Yukarıda okunu atmak üzere olan Eros'un gözlerinin kapalı çizildiği nadir resimlerden bir tanesi de bu. "Aşkın Gözü Kördür"  Soldakiler üç güzeller; göze hoş geleni simgeleyen, insanların yüreğine neşe serpen tanrıçalar yani Kharit'lerdir.  Tablonun en solunda kanatlı ayaklarıyla Hermes  bulunmaktadır. 
    
     Botticelli'nin bu seferki Venüs'ü gül yağmuru ortasında rüzgar tanrıları tarafından kıyıya uçurulan bir deniz kabuğu üzerinden denizden çıkmıştır. Köpüklerin içinden çıkan ve karaya vuran güzel aynı zamanda rönesansın en büyük hayalini, yani insanın Antik Çağ'ın küllerinden yeniden doğuşunu da simgeler. (Siyasete bir gönderme ya da erotik imalar içeren bu oyunun adı "Insıder Sanatı= içerden bakma bilgisidir") Botticelli tanrıçasını kontrapost yani serbest bacak, destefk bacak pozisyonunda resmetmiştir. 


    Karaya ayak basmak üzereyken çiçek tanrıçası Flora erguvan kırmızısı bir pelerinle onu karşılar. Botticelli'nin Venüs'ü o denli güzel ki, boynunun  doğal olmayan uzunluğunun, aşağı  sarkan omuzlarının, sol kolunun vücuduna garip bir şekilde bağlantısının farkına bile varmıyoruz. Böylece Venüs'ün gökten bir armağan olarak kıyılarımıza taşınmış, son derece yumuşak ve zarif bir varlık olduğu izlenimini güçlendiriyor. 

     Ve iki önemli salondan bir diğerinde sıra, Leonardo da Vinci'nin bölümündeyiz. İki büyük tablosu karşılıklı duruyor. Botticelli salonundan farkı bu oda da iki tablo arasında oturabileceğiniz geniş yuvarlak bir koltuk var. İçerideki turist kafilesi çıktığında sağımda ve solumdaki bu iki dehşet tablonun tam ortasında oturuyor olduğuma inanamamıştım. Tabloların ikisinde de saçların incecik detaylarının dibine kadar girebiliyorsunuz. İnanılmazdı !!


    
  Leonardo'nun bu Meryem'e Müjde tablosunun ona ait olup olmadığı konusunda farklı görüşler varmış. Tablo gerçekten kusursuz bir kalemle çizilmiş gibi ince işleriyle sizi büyülüyor. Özellikle Cebrail'in gözlerinin Meryem'e aşağıdan dimdik bakışı ve elbisesinin parlak kırmızısı, gölgeleri, kumaşın dokusunu size hissettirmesi hayranlık vericiydi. Diğer Muştu hikayeleri ile aynı özellikleri ve simgeleri barındıran bir tablo.  



    
  Saçları, gözlerin bakışı, elindeki ipin koluna sımsıkı bağlanışı, taftanın parlayışı, ellerindeki zariflik, gömleğindeki işlemeler ve de kumaşın altında diz çöken ayağının varlığını hissettiren kumaş kıvrımları = LEONARDO. 

Gelelim diğer müthişe: "İsa'nın Vaftiz Edilmesi" 1472-1475.


       Bu tablo için deniliyor ki; " Leonardo elinde birkaç parça giysi tutan bir melek resmi yaptı, çok genç olmasına karşın bunu öyle bir yaptı ki onun meleği, Verrocchio'nun figürlerinden kat kat üstün oldu. Verrocchio'nun bir daha boyalara el sürmemesinin asıl nedeni buydu. boyanın nasıl kullanılacağını bir çocuğun kendisinden daha iyi anlıyor olması, onu çok utandırmıştı." Verrocchio'nun bu tablodan sonra yaptığı bir resmin olmadığı ileri sürülüyormuş. 

     Üzerindeki giysilerin çoğunu çıkarmış olan İsa, Ürdün Irmağı'nın taşlı yatağında duruyor, sağdaki Vaftizci Yahya da onu arındırıyor. İsa'nın üstünde Kutsal Ruh olan güvercin ve Tanrı'nın ellerini görüyoruz. Resmin solundaki iki melekten birisi İsa'nın beyaz giysilerini tutuyor. arkadaki palmiyeler günahtan kurtuluşu simgeliyormuş. İsa'nın ve Vaftizci Yahya'nın ayakları suyun altında etkileyici şekilde görülüyor.  
  



      Diz çökmüş meleğin duruşu için; Gövdenin üst bölümünün dönüşü, başın dönüşüyle karşıtlık oluşturuyor; sol dirseğin devinimi sağ omzun konumunda sürüyor. Üstelik meleğin yüzüne yansıyan ten renginin tonlarındaki yumuşak geçişler, Verrocchio'nun yapıtlarında görülen daha sert biçemden farklıymış. 



      Galerinin alt katında ülke ülke ayrılmış ressamlar arasında; Velazquez, Rembrandt, Rubens, Goya, Brueghel, El Greco, Van Dyck....

 











   
    Uffizi'ye devammm :))

    Sırada "Uzun Boyunlu Meryem" var. Parmigianino'nun bu tablosunda Meryem'in kuğu gibi uzun boyunlu resmedilmiştir. İnsan vücudunun oranlarını garip bir biçimde bükmüş ve uzatmıştır. Meryem'in uzun zarif parmaklı elini, ön meleğin uzun bacağını, elinde bir parşömen rulosu olan yorgun duruşlu azizi, sanki tümünü görüntüleri bozan bir aynadan görüyor gibiyiz. Geleneksel uyum anlayışlarına inanmadığını; Meryem'in iki yanına eşit çiftler halinde dağıtacak yerde, birbiri üzerine abanmış melek kümesini dar bir köşeye sıkıştırarak göstermiştir. Uzaklık nedeniyle Aziz figürünün boyutlarını küçültmüştür. 


   En iyilerin bir tanesi daha Tiziano'nun "Urbino Venüsü". Aynı konunun anlatıldığı birçok tablonun etkileyiciliği yüksek olanı bence bu. Sanırım bunda Tiziano hayranlığımın da etkisi vardır.



   Uffizi'ye doyamayacağım ama artık sonlandırmalıyım biliyorum. Eğer zamanınız varsa bizim gibi doyaaaa doya gezmelisiniz burayı. Beğendiğiniz tabloların önünde hazırladığınız açıklamaları okuyup camdan dışarı bakıp Vecchio köprüsünü göz ucuyla görmek, bir sürü insanın canımm tabloların önünden bilgisizce kuru kuru gidişlerine hayretler içerisinde bakakalmak, bookshoplardaki yine defter bulamayışım ile ilgili yaşadığım hayalkırıklığım bunların hepsi  =  Uffizi. 

     Yeni rotamız Pitti Sarayı ama maalesef girebilecek zamanımız yoktu. Dışarıdan şöyle bir kafamız uzatıp kahverengi heybetli yapının ihtişamına bakabildik, sarayın biraz da halktan mesafeli oluşu beni etkiledi. Sarayın dış duvarlarının karşısındaki binalar virane görünümlü, sarayla zıtlık oluşturuyor.  




    Pitti'den çıkıp sokaklarda gezine gezine akşam hava kararmadan Michelangelo tepesine doğru yürüdük. Köprünün bu tarafındaki evler karşı taraf gibi değil, biraz daha halk, biraz daha mütevazi... Gördüğünüz araba markaları bu tarafta değişiyor. 



     


    Mİchelangelo Tepesi'nde güzel sohbetimiz var dinlencemiz sonrası yine bir market alışverişi sonrası otelimize gittik.  Biraz dinlendikten sonra gece 11 gibi Hard Rock'a gittik ama inanması zor evet Hard Rock'taki tek masa bizdik. Tenha değil boştu. Roma'dakine göre daha büyük bir sahnesi ve alanı olmasına rağmen içerisinde çalışanlar ve bizden başka kimse yoktu. 5. günümüzde bu sesizlik içerisinde sona erdi. 






     






  

2 Mart 2016 Çarşamba

Floransa 4. Gün

DÖRDÜNCÜ GÜN: FLORANSA

     Floransa yürüyerek rahatlıkla gezilebilecek bir şehir,  önümüzde 4 günümüz vardı. Hotel'den aldığımız haritamızda gezilecek yerlerimiz işaretlenmişti. 




      İlk olarak sabah 9 gibi Santa Maria Novella Bazilikasına gittik. Sanat tarihi kitaplarının  ilk sayfalarının vazgeçilmez perspektif konusunun olmazsa olmazı bu kilisede. 

     Kutsal Üçlü ( 1425-1428)

    Masaccio'nun 27 yaşına basarken yaptığı sanılan bu resim, "kaçış çizgileri" yoluyla üç boyutluluğun sağlandığı ve bütünsel bir gölge-ışık oyunuyla sistemli bir mekanın yaratıldığı  İLK perspektif resimdir. Bu nedenle Masaccio Rönesans resminin öncüsü ve kurucusudur. Masaccio: Beceriksiz Thomas. Bu resim halka açıldığında, duvarda sanki varmış gibi görünen bir deliğin içinden başka bir mabede baktıklarını sanmışlar. Resimde ince bir zerafet yerine büyük, ağır figürler; kolayca akan eğriler yerine, katı ve köşeli biçimler; çiçekler ve değerli taşlar gibi sevimli, hoş ayrıntılar yerine içinde bir iskelet bulunan çıplak bir mezar görülüyor. Bu mezar diğer üçlemelerde  de olduğu gibi  iskelet = Golgata Tepesi, yani İsa'nın çarmıha gerilmek için götürüldüğü tepenin simgesidir. Meryem'in İsa'yı işaret eden o el hareketi tüm ağırbaşlı resmin içindeki tek hareket olduğu için daha etkileyici. Figürler gerçek bir heykele benziyor. Sanki onlara dokunabilecekmişiz gibi hissediyoruz ve bu da onları bizim daha yakınımıza getiriyor. 

      Duvara yapılmış bu çizim bazilikadaki en abartısız, en sade eser. Perspektifin yanında kullanılan yavru ağzı renginin o tonu aklınızda kalıcı bir etki yapıyor.  





      Bazilikanın içini gezdikten sonra arka bahçesini ve oradaki odaları da dolaştık. Bahçesinde öten kuşları gece vakti muhakkak duymalısınız. Gece saatleri giriş kapısı meraklı insanların kuşları arayışına sahne oluyor. 



     
      10 dakikalık yürüme mesafesiyle San Lorenzo'ya vardık. Aşağıda görüldüğü gibi dış yapısı tamamlanmayan bir kilise.



        İçeride Medici ailesi mensupları için yapılmış lahitler var. Asıl görmeyi istediğim Michelangelo'nun yaptığı Lorenzo kütüphanesinin merdivenleriydi ama malesef orası sadece araştırma yapmak için gelenlere gösteriliyormuş. Bunu ne yazık ki oradaki görevliden gidince öğrendik. 


     Ve bir diğer şoku da Donatella'nın yaptığı kürsüde yaşadık. Malesef camların dışından bakmakla yetinebildik. 



     San Lorenzo'da bir kez daha güzel, dinlendirici bir manzaraya sahip başka bir kilise bahçesindeydik. 




      Günlerden pazartesi olduğu için Galleria dell Accademia kapalıydı. Eğer siz San Lorenzo'ya pazartesi dışında bir gün gelirseniz yakınındaki Accademia tarafına bir daha yürümemiş olabilirsiniz :)  Davud için yarını bekliyoruz :) Sıra Museo dell Opera dell Duomo'daydı. 16 euro karşılığı Dell opera'yı ve vaftizhaneyi gezmeye; çan kulesine ve Fiore katedraline çıkmaya hak kazanıyorsunuz. 

    İlk durağımız dış binası fazla tarihi! içerisi fazla modern! olan Museo dell Opera. Koşarcasına "Cennet'in Kapıları"na gittik. 


      Lorenzo Ghiberti vaftizhanenin önce doğu kapılarını yapmak için görevlendirilmiş. Yukarıdaki bu kapılar Yeni Ahit'ten alınan 28 sahne ile süslenmiş. Kapıların en üstündeki figürler aşağıdan zor görüldüğü için fotoğraf makinenizin zoom özelliği ile incelemenizi tavsiye ederim. 




     Lorenzo Ghiberti'nin bu 506 x 287 cm lik kapılarının isim babası Michelangelo'dur. Vaftiz edilecek insanlar vaftizhanenin bu kapılarından geçerek içeri girerlermiş.  Eski Ahit sahnelerinin canlandırıldığı 10 panel vardır.  Figür gruplarının rölyef olarak farklı derinliklerde zarafetle işlenmesi, eserin çarpıcı bir biçimde üç boyutlu görünmesini sağlıyor. 

     Aşağıdan saydığınızda orta hizadaki  üçüncü sıradaki madalyonda Ghilberti'nin  kendi portresi var. Çerçevelerin süslemeleri çiçek ve hayvan motifleriyle tamamlanmış.


     Yusuf peygamberin yaşamından hikayelerin anlatıldığı aşağıdaki panoda; Sağ altta Yusuf kardeşleri tarafından kuyuya atılır, ortada büyük bir kalabalığa tahıl dağıtılır, sol üstte ise kimliğini açıklayarak kardeşlerini bağışladığı sahne vardır.   



     Donatella'nın ahşaptan Santa Maria Magdalena heykeli. Da Vinci'nin kitabını okuyunca bu heykeli farkı bir gözle görür oldum.  "Magdalalı Meryem"



      Donatella'nun Magdalena'sını ve Michelangelo'nun pietasını karşılıklı görebileceğiniz bir yer Dell Opera.



     Birinci kattaki Galleria della Cupola'da katedralin tanıtımı için hazırlanmış çok kaliteli bir sunum sizi bekliyor. Yaklaşık 10 dakika süren kaliteli bu çekimi bence muhakkak kaydetmelisiniz. Maalesef çekimleri buraya yükleyemiyorum. Aynı katta yer alan Michelino'nun eserinde Dante'nin cennet ve cehennemini inceleyebilirsiniz. 






     Museo dell Opera'dan çıktıktan sonra öğle yemeğimizi atıştırdık ve henüz hazır fazla yorulmamış iken çan kulesine çıkma kararı verdik.  Katedralin çıkışıyla kıyaslanınca burayı çıkmak geniş merdivenleri ve az sayıdaki basamakları ile fazla yorucu değil. 



      Kuleye çıkınca önünüzün açık olduğu geniş bir görüntü olmadığı için şehrin silüetini tamamen göremiyorsunuz. Bölme bölme olan pencereleri tek tek dolaşıp şehri teller arasından incelemek benim için pek de zevkli değildi.




      Aziz Giovanni vaftizhanesine gidip buradaki Cennet'in Kapıları'nın replikalarını gördüğümüzde elbette beğenemedik. 


     Vaftizhanenin içine girdiğimizde altın sarısı her yanımızı sarmıştı. Tavanda gerçekten ince ince çizilmiş bir sürü sahne anlatılıyor. İçerisi aşırı serindi. Üşüdüğümüz için çok fazla duramadık. İçeride özellikle merak ettiğim çizim cehennem çizimiydi. 





      Vee sıra geldi meşhur katedral tırmanışına. Arkadaşımı aşağıda bırakıp tek başıma Brunelleschi'nin kırık yumurta şeklindeki kubbesine tırmanmak için üzerimdeki fazlalıkları aşağıda bıraktım. Yanıma sadece su şişemi ve fotoğraf makinemi aldım.




    Dar ve fazla dönemli olan tırmanış yaklaşık 15 dakika sürdü. İtiraf etmeliyim ki katedralin çıkışına dair öncesinde en ufak bir bilgim yoktu. İlk başlarda geniş olan merdiven gitgide daralıyor ve sonrasında sürekli dönen koyu kahverengi merdivenler bu yolun bir de dönüşü var dedirtmeye başlıyor. 




    Katedralin tepesindeki çizimlere an be an yaklaşıyorsunuz. Önce tavandaki ilk balkona çıkıyorsunuz. Görevlilere sadece burada denk geldim. Onlar sizi devam edeceğiniz yol konusunda bilgilendiriyorlar. Daha sonra tavandaki ikinci balkonu da boydan boya geçip asıl katedralin o dik yumurta şeklinin olduğu tepe noktasına tırmanmaya başlıyorsunuz. Kiremit rengi tepeyi dikine çıktığınızı hissedebiliyorsunuz. Tavanı dar ve basık olan merdivenlerden eğilerek yukarıya en son merdiven grubuna varınca işte artık dışarıdasınız :) Çıktığınız kapıyı kalın bir iple kapanmaması için bağlamışlar, sanırım  kapanırsa yukarıda büyük bir problem oluşabilir :)  


    Burası çan kulesi gibi değil. Manzarayı doyasıya izleyebiliyorsunuz. Her açıdan arkanızda farklı Floransa görselleri ile bol bol fotoğraf çekildikten sonra tavsiyem cam korkulukların önünde oturup o turist kargaşasını arkanızda bırakmanız. Zaten oturulabilecek bir kaç bank var ve onlarda muhakkak dolu oluyor. 

      İleride yeniden geldiğimde muhakkak katedrale yeniden çıkmayı planlayarak beni bekleyen kahverengi merdivenlere geri döndüm. 


     Yeni rotamız St. Margherita de Cerchi.. Bu kiliseyi sorduğunuzda çok az kişi biliyor olacak. O yüzden siz Museo Casa di Dante'yi sorun. Kilise Dante'nin müzesinin tam karşısında. Dar, çok şirin böyle yaşanmışlık havası olan bir sokak. Tavsiyem ana cadde üzerinden sokağa girip dar  sokak kemerinin altından geçmeniz. Biz kilisenin yerini pazartesi günü keşfettik, gittiğimiz gün kapalıydı. İlerleyen günlerde kilisenin içerisinden de bilgi ve fotoğraf paylaşacağım.



      Floransa'da Arno'nun bu tarafındaki en uzak gideceğimiz nokta Basilica di Santa Croce. Dar sokaklarda yiyecek bir şeylere ve hediyelik eşya dükkanlarına bakına bakına Santa Croce meydanına çıktık. Bazilikanın yine heybetli beyaz dış cephesi meydanda sizi karşılıyor. 



  
     Bazilikaya girdiğinizde sağ tarafa hızlıca göz atıp direk solda bulunan mezarlara gidiyor oluyorsunuz. Biz hızlı hızlı Michelangelo'nun mezarına doğru gitmiştik. Onca heybetli, inanılmaz etkileyici heykelleri, süslemeleri yapan Michelangelo'nun mezarını görünce hüsrana uğramıştım. Sanırım onun başarısı ile mezarını kıyaslayınca yapılanla yetinemedim. 


      İçeride karşılıklı duran diğer mezarlar; Galileo, Machiavelli, Rossini, Marconi. Bazilikanın her yerinde Holy Cross yani Kutsal Haç yazılarını görüyorsunuz. 

     Gün içerisindeki bu kadar görsel yoğunluktan sonra artık sokaklarda gezme Vecchio köprüsünde turistik pozlara çekilmeye sıra gelmişti. :) Ara sokaklarda dolana dolana Palazzo Vecchio'ya geldik. Bookshop'tan hediyelik eşya baktık. Biz saraya girmedik. Floransa'daki her yer dolu dolu dopdolu olduğu için hepsini 3 günde bitirmek zor o yüzden bazı yerleri kişisel olarak elemek zorunda kaldık.

    Meydandaki Davud turist akınına uğramış bir halde pozunu herkese veriyor. Turist çılgınlığı halinde buradaki her heykel fotoğraf çekiminden nasibini alıyor. Biz kendimizi orjinallarine adapte etmiştik :)



    Uffizi'nin girişinin içinde bulunduğu kapalı heykeller meydanı gerçekten benim için Floransa'nın özetlerinin içinde olduğu bir mekan. Karşılıklı heykeller, Uffizi'nin girişinin yarattığı heyecan, Arno nehrinin ayırdığı iki yaka, Vecchio'nun meydanın çıkışındaki varlığı, "kapalı kutu" içindeki Floransa özetiydi. 


       Yukarıdaki fotoğraftaki çıkış kapısından geçip sağa dönünce meşhur Vecchio köprüsünü görüyorsunuz. Burası turistlerin uğrak noktası ama köprüden her açıdan görülebildiği için fotoğraf çekerken birbirini beklemek zorunda kalmadığın güzel manzaralar çekebiliyorsunuz. Arno'da kürek çeken kanocular bu görüntünün modern tek noktası oluyor bence.



      Akşam güneşi batarken burada olmak Floransa'yı yaşamak için güzel bir andı bizim için. Biz köprüden geçerken dükkanlarda gün bitti diyerek kepenkler kapanıyordu. Dükkanlarda çok şık, inciler vardı, aklımız kalmadı değil.





     Köprüden sonra dümdüz ilerledik ve kavşaktan sağa doğru dönüp Spirito meydanına doğru gittik. Karşı tarafın dükkanları bile gerçekten daha mahalle havası alabileceğiniz bir yerde olduğunuzu hissettiriyor size. Fiore'nin bulunduğu yakadaki turist akını bu tarafta yok. Yöresel tatları tadabileceğiniz pastaneler burada vitrinleri ile dikkatinizi çekiyor. Sokaklarında turladıktan sonra internette okuduğumuz Volume restoranına gittik, restorandan çok aslında pub cafe arası bir yerdi. Dönüşte dar sokaklarda dolaşarak havayı iyice kararttık. Köprünün yakınındaki Via de Bardi'deki Floransa'da gördüğümüz en yoğun, en uygun fiyatlı, en çeşidin bol olduğu marketten alışverişimizi yapıp yüklerimizi yükledik ve otelimize doğru döndük. Alışveriş yapıp akşamı bitirmek, elimde yiyecek poşetleriyle dönmek gittiğim şehrin içine girmek demek benim için.