21 Şubat 2016 Pazar

Roma-Floransa 3. Gün




ÜÇÜNCÜ GÜN: ROMA-FLORANSA


         Roma'daki son sabahımızda önümüzde 3 kilise bizi bekliyordu. Kiliselerin birbirine yakın olması zaman kaybı yaşamamızı engelleyecekti. Sabah 9 gibi otelden çıkıp Cavour caddesindeki Santi Gioacchino Anna Monti kilisesinde Etiyopyalılar'ın özel gün kutlamasına denk geldik. Etraftaki turistler olarak biz içeriden ne çıkacağını merakla bekledik. Sonra sesi biraz "değişik" olan bir bayan eşliğinde beklenen gerçekleşti. Bugün günlerden pazar olduğu için kiliselerin hepsinde ayinlere denk geldik. 





      Sonra bavullarımızı çeke çeke Termini'ye giden yoldaki Maggiore meydanındaki Santa Maria Maggiore kilisesine girdik. Tavandaki altın sarısı süslemeleri ile instagramın fenomenlerinden biri olan kilise girince gözlerinizi gerçekten parlatıyor. 

      Kilisenin tavanı İspanya Kraliçesi Isabella'nın hediye ettiği yeni dünyadan getirilmiş yaldızlarla süslenmiş. Her yıl 5 Ağustos günü kilisenin kubbesini çevreleyen galeriden beyaz gül yaprakları serpilerek kilisenin kuruluşu anılırmış. Roma'da her kilisenin önünde olan askerler burada da vardı. Ayrıca pazar ayini dolayısı ile  x-ray taraması ve ekstra polislerin göz taraması arasında kiliseye girdik. 

       Üçüncü kilisemiz de Piazza Della Repubblica'daki Saint Mary of the Angels kilisesi oldu. Kilisenin girişi o büyük haç bence farklı bir kilise olduğunu size hemen hissettiriyor. Roma'nın havasına yakışır bir kiliseydi. Kapıda vücutları dışarı çıkmak istiyormuş izlenimi yaratan yarım insan figürleri dikkatinizi çekecektir.


      Termini istasyonuna gidip floransa biletimizi alarak yolculuğumuza başladık. Kişi başı 20 euroluk biletlerinizi o meşhur istasyon bilet makinelerine "yırttırmayı" unutmayın. Evet bir makinenin içine biletinizin bir kenarını sokuyorsunuz ve makine biletinizde ufak bir kare delik oluşturuyor. Bunu yapmazsanız kondüktörden azar işitiyorsunuz. :) Yurt dışındayken tren muhakkak seyahat edilmesi gereken bir vasıta bence. Çünkü o ülkenin görüneninin gerisindeki gerçek hayatlarını tren camından izleyebiliyorsunuz. 

      Floransa tren istasyonu olan Santa Maria Novella merkezde bir istasyon. İndikten sonra 10 dakikada Cattedrale di Santa Maria del Fiore'de olabiliyorsunuz.  Bu seferki otelimiz Hotel Balcony 'di. Vaftizhanenin karşısındaki ara sokakta olan hotel eski tarz döşenmiş pek konforlu bir otel değildi. Şehir vergisi dahil 4 gece için kişi başı 102 euro ödedik. Klasik bir şehir başlangıcı ile akşam nerede ne var gezisi yaptık birkaç mağazaya girip hediye eşya araştırması yaparak dinlenmek için otelimize döndük.





      

15 Şubat 2016 Pazartesi

Roma'da 2. gün


İKİNCİ GÜN:  VATİKAN-ROMA

     İkinci dolu dolu dopdolu günümüz başlasın :)

     Bir gün önce Romapass aldığımız gişedeki bayana Vatikan için online bilet almamızın gerekip gerekmediği, bu günlerde Vatikan'ın yoğun olup olmadığını sordum. 9'dan önce orada olursak sorun yaşamayacağımızı, sıra beklememize gerek kalmayacağını söyledi. Bizde sabah metroyla önce Termini istasyonuna gittik sonra oradan hat değiştirip diğer metroyla 6 durak sonra Vatican - S. Pietro istasyonunda indik. Termini'den sonra 10 dakikada Vatican durağında olabiliyorsunuz. Metro adeta burada tamamen boşalıyor ve insanlar müze sırasında birbirinin önüne geçmek için tıpkı İstanbul'daki gibi :) hızlı adımlarla merdivenleri çıkıyor. Sonrasında 10 dakika yürüyerek katedrale geliyorsunuz. 
      Biz cumartesi günü Vatikan'a gitmeyi seçmiştik. Gittiğimiz gün katedralin önündeki o geniş meydanda Papa'nın konuşması vardı. O havayı solumak için biraz sırada bekledik. Orada biraz zaman geçirip müzeye gitme kararı verdik. Görevli bayanın dediği gibi hiç sıra beklemeden biletlerimizi alıp müzeye girdik.

      Vatikan'daki küçük ordunun İsviçreli olan askerlerinin formaları Michelangelo tasarımıdır.




     İlk önce Mısır Medeniyeti'ne ait eserlerin sergilendiği odayı gezdik. Mısır medeniyeti ile ilgili özellikle mumyalama teknikleri ile ilgili (beyni burundan çıkarmaları gibi) bilgiler internette detaylı şekilde açıklanıyor.  Mesela kutsal mumyalayıcı Anubis'tir. Anubis başında çakal maskesi ile gösterilir. İnsanlar bu dünyada ne işle uğraşıyorsa diğer tarafta da aynı işi devam ettireceğine inanıldığı için kendisi için gerekli olan malzemelerle gömülüyormuş. 





      Mısır heykellerinin yapımında kesin kurallar vardır. Bunlar;
  • Erkek ayaktaysa elleri yumruk şeklindedir.
  • Kadın hep erkeğin sol tarafındadır.
  • Sol bacak iki cinsiyet içinde her zaman bir adım öndedir.
  • Yanlarında muhakkak isimleri yazılıdır. (Diğer tarafta tanınmaları için)
  •  Eğer heykeller oturuyorsa elleri dizlerinin üstündedir.
  • Oturdukları yerle kaynaşmış şekildedirler. 
     Daha sonra Yunan tanrı ve tanrıçalarının bulunduğu bölümleri gezdik. Etraftaki sayısız heykel ve heykelcikler başınızı döndürüyor. Sağlı sollu çok miktardaki heykellerden belli özellikli olan tanrı ve tanrıçaları kolaylıkla seçebiliyorsunuz. Bir kaç ipucu;


 
  • Poseidon: Deniz tanrısı. Elinde muhakkak üç başlı yabasını tutar.
  • Medusa: Saçları yılan başlarıyla dolu tanrıça.
  • Hades: Yeraltı tanrısı. Yanında üç başlı köpeği " Kerberos" vardır.
  • Hermes: İletişim tanrısı. (benim favorim) Ayaklarında kanatları vardır.
  • Pan: Çobanların tanrısı. Yarı keçi yarı insan biçimindedir.
  • Kentauros: Yarı at yarı insan biçimindedir.
  • Nike: İlk soyut tanrıdır. Zafer tanrısıdır. Kanatları vardır.
  • Serapis: Mısır Tanrısıdır. Başında sütun şeklinde başlık vardır. 
     Vatikan Museo De Clementino'daki Laokoon heykeli; Troyalı rahip Laokoon içinde Yunan askerleri bulunan dev büyüklükteki tahta atı kente almamaları için hemşehrilerini uyarmıştır. Troya'yı yerle bir etme tasarılarının engellendiğini gören tanrılar, denizden iki koca yılan gönderirler. Yılanlar hem rahibi hem de talihsiz iki oğlunu boğumları arasına alıp sıkıştırarak boğarlar. Müzede derin, etrafı boş bir bölüm içerisinde gösterilen heykel gerçekten görünce Laokoon'un yüzündeki ifade ile insanı etkiliyor.    



      Vatikan Müzesi'nin içerisinde gezmenin güzel bir yanı da; müzenin her penceresinden göz alabildiğince uzanan manzaranın olması, istediğiniz an geniş bahçeye çıkabilme şansınızın olmasıdır. Biz gördüklerimiz sindirebilmek ve üzerinde konuşabilmek için bir ara verip bahçeye çıktık. Yine hazırladığımız çıkınımızı burada atıştırdık :)


 
      Sıra Raffaello odasına gelmişti. Atina Okulu'nu koca duvarda görüp detaylı detaylı incelemek büyük zevkti. Raffaello'nun bu eserinde yedi liberal sanat dalının aynı çatı altında birleşmesi tasvir edilmiştir. Ön planda solda Anakreon ve Pitagoras çevresinde kümelenmiş filozof ve şairler grubu vardır. Sağda ise Öklid'in (yer küreyi elinde tutan) etrafında matematikçilerle doğa bilimciler toplanmıştır. Michelangelo'nun yüz hatlarını taşıyan önde yere oturmuş figür, izleyiciyi resmin içine çekmek üzere tasarlanan ve yazı yazmaya yarayan taş bir yükseltinin başına oturmuş dalgın dalgın düşünmektedir. 



      Da Vinci'nin yüzüyle tasvir edilen Eflatun yukarıyı, yalın düşüncenin kaynağını işaret ediyor, öte yandan felsefesini mutlak bilim üzerine kuran Aristoteles aşağıyı göstermektedir. Bu tablodaki size bakan tek figür beyaz kıyafetleri içerisindeki Hypatia'dır. Agora filminde hayatı anlatılan bu pagan bilim kadını öldürülmüştür. Ve O' nun ölümünden sonra insanlık Rönesans'a kadar uyumuş bu sebeple insanlığın yüzüne dimdik bakan tek figür O'dur.





      Müzenin her odasında, merdiveninde sizi Sistine'ye getiren levhaların sonunda Sistine Şapeli heybetiyle ve içerisinin sessizliğiyle karşınıza çıkıyor. İçerideki görevliler sürekli şşşşş diyerek ses azıcık yükseldiğinde uyarıyorlar. Fotoğraf çekimi yasak olduğu için bu kurala uyan birisi olarak buraya internetten aldığım fotoğrafları koyarak hikayesini size anlatacağım.


    Duvarları Boticelli, Ghirlandaio ve diğer ressamlar tarafından resmedilmiştir. Michelangelo bu siparişi başından atmak için elinden gelen yapmış. Kendisinin bir heykeltıraş olduğunu, gerçek bir ressam olmadığını ileri sürmüş.  Madem onu resmi yapmaya zorluyorlardı o zaman O da resim nasıl yapılır gösterecekti !!! Çalışmaya başlandıktan sonra şapelin içine kapanarak yanına kimseleri yaklaştırmamış. İskelede sırt üstü yatıp o geniş tavanı tek başına ve yardımcısız resmeden bir insanın beden çabası, elde ettiği zihinsel ve sanatsal başarı yanında, hemen hemen hiç kalmaktadır. Hayal gücünün tükenmek bilmeyen zenginliği, her bir ayrıntının yapılışındaki ustalığı ama özellikle kendinden sonrakilere bir ufuk gibi açıverdiği görüntü görkemliliği, dehanın gücü konusunda insanlığa yeni bir ölçü sunmuştur. İgnudi adını verdiği çıplak oğlanlar resmetmiştir. 


     Michelangelo'nun bu eserinin tam ortasında gencecik haliyle İsa Mesih durur. Tanrısal ihtişamından hiçbir şey kaybetmemiştir, vücudunda çilesinin izlerini taşımaktadır. Freskin üst kısmında bize göre sol tarafta İsa'nın ataları ve cehennemin kapısından dönüp kurtulanlar vardır, içlerinde Adem'i de görürüz. Sağ tarafımızda ise çile aletleriyle şehitler ve azizler vardır. Onların üstünde İsa'nın gerildiği çarmıhı zorlukla omuzlarına taşıyan kanatsız melekler bulunur. İsa'nın çapraz alt kısmında elinde kendi yüzülmüş derisi taşıyan Aziz Bartolomeus'u görürüz. yüzü Michelangelo'nun yüzünün çarpıtılmış bir kopyasıdır. 

     İsa'nın altında melekler borazanlarıyla kıyamet gününün geldiğini, Tanrı'nın yaşayanlar ve ölüler hakkındaki  Son Yargı'sında bulunacağını haber verirler. Resmin aşağı bölümlerinde ölüler yavaş yavaş  mezarlarından çıkarlar, başlarının üstünde seçilmişler göğe yükselmektedir. Sağ tarafta aynı hizada lanetlilerin cehenneme yuvarlanışına tanık oluruz.  İntikam melekleri, lanetlenmiş vücutları yeryüzüne geri iterler, orada onları ayaklarına sarılacak küçük şeytanlar beklemektedir.
  
      Daha sonra reform karşıtı güçler figürlerin çırılçıplak oluşundan büyük rahatsızlık duymuşlardır. Michelangelo'nun öğrencisi olan Daniele da Volterra figürlerin bedenlerini boyayla giydirmiştir. 



         Adem'in Yaratılışı; Adem ilk erkeğe yaraşır bir güç ve güzellik içinde yere uzanmıştır. Meleklerinin taşıdığı "baba" tanrı, öbür tarafta ona doğru yaklaşıyor. görkemli ve geniş bir pelerine bürünmüş, rüzgarın bir yelken gibi şişirdiği bu pelerin Tanrı'nın boşlukta ne kadar hızlı ve rahat hareket ettiğini hissettiriyor. Tanrı elini uzatmış ama daha Adem'in parmağına bile değmeden, işte ilk insan derin bir uykudan kalkarcasına uyanıyor. Bakışlarını Yaratanın baba sevgisiyle dolup taşan yüzüne çeviriyor. Sol kolunda henüz tasarım aşamasındaki Havva'yı tutmaktadır, elini ise daha doğmamış olan çocuk İsa'nın omuzuna koymuştur. 

      Judith ile Holofernes'in hikayesi Son Yargı'nın karşısındaki köşede yine bize gösteriliyor. 


 
           Tam yukarıda Musevi ve Hristiyan inancına göre Adem'in ilk eşi olan  Lilith'in  Havva'ya yasak meyveyi yedirişi gösterilmiştir. Yan tarafında ise Adem ve Havva'nın cennetten kovuluşları gösterilir. Adem sanki " İyi tamam gidiyoruz." diyen bir tavırla gitmektedir.      


 
        Veee Vatikan'ın meşhur merdivenleri...



          Daha sonra Aziz Petrus Bazilikası'na gittik. Yüksek tavanı ve heybetli heykelleri ile insanı ufacık hissettiriyor. Bernini Aziz Petrus'un gömülü olduğu yerin üstündeki bronz baldakeni yapmış. 
4 sütun üzerindeki 28,5 metre yüksekliğindeki baldekenin etrafındaki oturulan bölüm en kutsal yermiş. Apsiste kızıl elma olduğunu düşünülüyormuş.



      Michelangelo'nun pietası bazilikaya girdiğinizde hemen sağınızda cam koruma içinde sergileniyor. İsa'nın çarmıhtan indirilip Meryem Ana'nın kucağında yatışı gösterilmektedir. Meryem burada çok gençtir. Bence en etkili bölüm Meryem'in  İsa'yı kolundan tutarken İsa'nın kolunun aldığı şekildir. Başını arkaya atışına bakılırsa vücudunun cansız olduğu hissedilebiliyor.



     Vatikan'dan çıkıp yol boyu yürüyerek diğer ülkeye :) varıyoruz. Köprünün başına gelirken Castel Angelo  sizi karşılıyor. Biz kaleye girmedik, manzarasını görmek için yukarı çıkmadık. Eğer  vaktiniz varsa  manzarası için bile kaleye çıkılabilir. 






      Köprüden geçip düz gidince hemen yan yolda bir Carrefour göreceksiniz. Gezilerde ilk akşam genelde nerde ne var gezisi yapmak faydalı oluyor. Biz kaldığımız yerin çevresinde büyük bir market bulamamıştık. Şarap, makarna ya da yiyecek bir şeyler almak istiyorsanız marketlerin çoğunda fiyatlar değişiklik gösteriyor. Carrefour ve hemen bir iki bina yanındaki markette fiyatlar uygundu. Marketleri arkanızda bırakıp yürüdüğünüzde ünlü pizzacı Baffetto'yu sağ tarafınızda köşe başında göreceksiniz. Ünlü olması pahalı olması demek değilmiş. Etraftaki en uygun fiyatlı ve en kaliteli en doyurucu büyüklükteki  pizza buradaymış  bence. Örneğin margarita 6€' ydu. 20 dakikadan fazla masa sırası bekledik ama değerdi. 





      Yemeğimizi yedikten sonra daha enerjik bir şekilde Piazza Navona'dan geçip, Dört Nehir Çeşmesi'ni de gördükten sonra yeni durağımız San Luigi Francesi Kilisesi. Ücretsiz girebildiğiniz ve Caravaggio eserlerini görebildiğiniz bir kilise tıpkı Musa heykeli gibi. Caravaggio'nun üçlü mattası bu kilisenin sol köşesinde yoğun ilgi görüyor. Diğer kiliselerde de olduğu gibi burada da 1 euro attığınız takdirde lambalar yanıyor ve eserleri daha net görebiliyorsunuz.

      Kilise ondan İncil yazan bir aziz tablosu yapmasını ister. Caravaggio  ilk yaptığı eserde Aziz'i fakir kıyafetler içerisinde halktan birisiymiş sıradan bir şekilde resmeder. Aziz burada yazmayı bilmiyormuş ve melek ona zorla yazdırıyormuş gibi görünmektedir. Kilise bu durumu bir aşağılama şeklinde yorumlamış ve yeniden bir tablo yapmasını söylemişler. ilk yaptığı bu tablo şu an kayıp.


      Daha sonra ikinci Aziz Matta'sını yapmış. Burada Aziz daha temiz kıyafetlerle bir Aziz'e "yakışan" görüntüdedir ve melek onu zorlamamaktadır. 

     Tablonun solundaki eser ise Aziz Matta'ya Çağrı. İsa'nın vergi tahsildarını çağırmasını anlatmaktadır. Burada dikkat edilecek nokta; İsa'nın elinin hareketinin tıpkı Adem'in yaratılışındaki ele benzerliğidir. 

       Üçlemenin sonuncusu da Aziz Matta'nın Şehit Edilmesi. Sahne din uğruna şehit edilmekten çok, vahşi bir cinayeti anlatır gibidir. 




      Roma'nın olmazsa olmazı Pantheon. İçeri girince tek parça beton mermerin heybetine bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Roma'nın en kalabalık alanlarından birisi burası. 





     Bloglarda fazla bahsedilmeyen ama perspektif kitaplarında bahsedilen tavan süslemesi ile göz kamaştırıcı olan San't Ignazio kilisesi Pantheon'a yakın. Tavandaki kubbe çizimi karanlık olduğu için lok etapta görülemiyor, bu sebeple fotoğraf makinesi ile zoom yaparak detaylı inceleme yapabilirsiniz. Tavanı inceleyebilmek için ortaya bir ayna konulmuş. Ama tavanı görmeniz için ayna yeterli büyüklükte değil bu sebeple çıplak gözle cennet tasvirini seyretmenizi tavsiye ederim. 




     Hemen yakınımızdaki Palazzo Doria Pamphilj'nin içine girmedik sadece ücretsiz girebildiğimiz bahçesindeki ağaçları seyredip biraz soluklandık ve  uzun bir yürüyüş sonrası Palazzo Della Consulta'nın bulunduğu meydana yürüdük.



     Aşağıda haritada gösterdiğim meydana çıkmak biraz yokuş yukarı olduğu için yorucuydu. Yokuş bitip de karşınıza çıkan merdivenleri görünce biraz soluk soluk kalıyorsunuz. Ama çıktığınız an o geniş meydan ve manzara size iyi ki geldiğinizi söylüyor. Biz tam güneş batmak üzereyken oradaydık arkamızdaki Aziz Petrus Bazilikası güneş batarken ufukta parlıyordu. 






      Hava kararınca kendimizi yokuş aşağı bırakıp İspanyol merdivenlerinin üst kısmındaki Trinita Dei Monti kilisesinde bulduk. Tepeden manzara eşliğinde çanın kuvvetli sesiyle biraz da bu tepeden Roma'yı izledik.  Aşağıya indiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu. İspanyol merdivenleri kapalıydı, tadilattaydı :) Meşhur Roma pozumuzu verememiştik :)



     Bizim İstiklal Caddesi gibi hınca hınç insan kaynayan Condotti caddesinde herkes gibi bizde vitrinlere uzun uzun bakarak gezdik. Herkesin bütçesine göre takıldığı caddelerde bizde Zara'ya girip tarihi gezi kısmını bir yana bırakıp günün yorgunluğunu alışverişle attık :)



      Spagna metrosu ile bir durak sonra Barberini istasyonunda inip kısa bir yürüyüş ile gecenin kapanışını cumartesi akşamının kalabalıklığıyla Hard Rock Rome'da yaptık. Tişörtümüzü almayı unutmadık :))










   























9 Şubat 2016 Salı

Roma'da 1. gün

                                          İTALYA'DA BİR HAFTA


       İlk yazıya başlamak zormuş. Sonuçta tanımadığım insanlara da hitap ediyor olacağım. Gittiğim yerlere kimbilir kaç defa gidildi kaç blogda yazılar yazıldı tahmin etmesi hiç de zor değil. Benimki planlı bir gezi tutkununun kısa süreli tatillere olabildiğince etkinlik sığdırılabileceğini gösteren bir yazı dizisi olacak. 
     
       İlk olarak seçtiğim  Roma-Floransa-Pisa-Siena gezimin yazısıyla başlayacağım. Gün gün birbirine yakın yerlere gidip zaman kaybı yapmadan nasıl gezdiğimizi anlatacağım.

BİRİNCİ GÜN: ROMA
    
   Roma: 28-31 ocak 2016 Via Madonna'da Ice Bar'ın karşısında Imperial Relais otelinde kaldık. 3 gece kahvaltı dahil iki kişilik oda da kişibaşı 112 € artı 3 gece için toplam 11 € şehir vergisi verdik.  Aşağıdaki haritada Kolezyum'un yukarısında 108 ile gösterilen bölgenin yakınındaki otelimiz küçük şirin bir sokak arasında sessizce dinlenebileceğimiz bir oteldi.


  Roma gezisinin başlangıcını çook güçlü açmak için ilk önce sabah 8 gibi San Pietro In Vincoli kilisesine gittik. Kolezyum'un yakınında olan bu kiliseye sabah saati gitme sebeplerimizden biri de Romapass alacağımız gişenin 9.30 açılacak olması.

San Pietro In Vincoli

Musa heykeli....II. Julius tarafından verilen bu görev için Michelangelo Carrara'daki mermer ocağını gitmiş.  Orada 6 ay kalıp gördüğü bir rüya üzerine Musa heykelini yapmaya karar vermiş.  Heykelin konusu, Musa Sina Dağı'na çıkıp orada 40 gün 40 gece kalır. Elinde 10 emrin yazılı olduğu iki taş levha ile halkının yanına döner.  Döndüğünde halkının bir buzağıya taptığını görür. Michelangelo işte tam da bu anı heykelinde bize göstermiştir.  Musa'nın yüzünde  halkına olan kızgınlığı vardır. Az sonra levhayı yere fırlatıp ayağa kalkacağı hissi uyandırır.  Kafasında boynuz olmasının sebebi; İbranice'de "keren-garan" kelimeleri ışık yansıması ve boynuz anlamlarına gelmekteymiş. Bir çevirme hatası üzerine Musa resimlerde ve heykellerde boynuz ile gösterilirmiş.  Heykelin iki yanında Yakup'un kardeşleri Rachel ve Leah bulunmaktadır. Freud 1913 yılında Roma'ya gelerek 3 hafta boyunca heykel üzerinde psikolojik tahliller yapmış ve Michelangelo'un Musa'sı kitabını yazmış.


     Popüler meydanlardan ziyade bu kilisesinin bulunduğu sessiz mahalle, duvarlarının sadeliği ve Michelangelo'nun sanki unutulmuş gibi kilisenin bir kenarında gururla oturan Musa'sı benim için çok etkileyiciydi. 
     Daha sonra zamanımız  olduğu için yürüyerek  Emanuele II meydanına gittik. 
     Heybetli binanın yanından geçip Capitole  tepesine gittik. Burada bulunan Capitol Müzesi'ne zaman  kısıtlılığı dolayısıyla girmedik. Bu tepe Roma'nın en yüksek tepesiymiş. Meydan Michelangelo tarafından planlanmış. Meydana çıktığınız anda gördüğünüz atlı heykel Marcus Aurelius'a ait. 


     İmparator Konstantino'ya ait olduğu sanıldığı için o dönemdeki pagan imparatorların heykelleri gibi eritilmekten kurtulmuş bir heykel. Sıradan ölümlüleri tanrısallaştıran bu heykeller eskiden pagan, dinsiz ve gayrimeşru olarak nitelendirilip eritiliyormuş. Ortaçağ'da Marcus'un büstüyle karşılaştırılınca gerçekte kime ait olduğu anlaşılmış. İmparatorun silah taşımaması O'nun Barış insanı olduğunu gösteriyormuş. Sağ eli; yenilen düşmana merhamet,  kendisine sevgi gösteren halkı kutsama, yanındaki atı süren oğlu Commodus'u selamlama olarak yorumlanır. 


      Yandaki kiliseye çıkan Cordonata merdivenlerini Michelangelo tasarlamış. 
      Dişi Kurt simgesi olan heykelde de, dişi kurt tarafından beslenen Romulus ve Remus efsanesi anlatılıyor. Bu hikaye bize tanıdık :)  İtalya'da çok fazla  yerde bu heykellere rastlayacaksınız.  Meydandaki Çeşmeden sağa doğru giden Campidoglio caddesinden gidince karşınıza eski şehir kalıntılarını yukarıdan izleme fırsatı doğuyor. 




     Daha sonra Kolezyum tarafına doğru yürüdük ve yol üstündeki turist merkezinden 36 €'ya  Romapass kartımızı aldık. Böylece iki müzeye ücretsiz girme hakkı ve toplu taşımada ücretsiz seyahat  hakkı kazandık.  Biz Kolezyum ve Galeria Borghese için kullandık. Romapass kart sayesinde Kolezyum'da sıra beklemeden içeri girebildik.

      Kolezyum'la ilgili tarihi bilgi vermeme sanırım gerek yok. Her yerde fazlasıyla bilgi mevcut. Burasının gündüz ve gece gözüyle muhakkak ayrı zamanlarda  geniş ve hissedilerek gezilmesi taraftarıyım. İçerdeki maketler ve çizimler eskiye dair bilgi sahibi olmanız için incelenebilir. Yanında bulunan forum için uzun zaman gerekiyor. Yazın gezmek sıcakta zor olduğu için bence bahar mevsimi ideal.




       Kolezyum çıkışı hemen karşısında bulunan metro ile Barberini istasyonuna gittik. Uzun bir yürüyüş sonrası Villa Borghese'ye geldik. Aşağıdaki kemerleri gördüyseniz eğer anlayın ki bahçeye vardınız :)


       Sessiz ve tam öğle yemeğinin yenebileceği büyük bir bahçeye geldik:) çantamızdan hazırladığımız çıkınımızı açıp çimenlerin ortasında yemeğimizi yedik.  



             Veee büyük Borghese turumuz başladı. Borghese için internette önceden rezervasyon yaptırın yazıyordu. Ama biz rezervasyonsuz gittik ve saat 1 deki tura katıldık,  her tur 2 saat sürüyor. O süre içerisinde müzeyi turlayıp bitirmeniz gerekiyor.  İlk başta Caravaggio'nun eserlerinin olduğu bir odadan geziye başladık. Bu kadar küçük bir odada yan yana dizilmiş bunca Carravaggio eserini görmek inanılmazdı. Kimi saraylarda sadece iki tane olan eser için koca sarayı turlamamız gerekmişti. 


     Carravaggio, Rubens, Raffaello, Bernini arasında  serseme  döndüğünüz bir müze. İçerideki Bernini'leri dikkatlice incelemeye kalktığınız sınırlı olan 2 saatiniz bir anda tükenebiliyor. Gelelim muhteşem heykele....  The Rape of Proserpina.... Proserpina'nın Kaçırılışı..... Önünde yarım saatten fazla zaman geçirdiğim,  her açıdan fotoğraf çekme yağmuruna tuttuğum, bence güçlü bir aşk hikayesi.  " Etkileyici El "i herkesi hayran bırakmaya yetiyor ama bence hikayesi çok romantik ve  yakın.  



      Proserpina Zeus ve Demeter' in kızlarıdır.  Hades (yeraltı Tanrı'sı, kötü karakterli Tanrı ) Proserpina'ya aşıktır. Bir gün Zeus  ile bir plan yapıp O'nu kaçırmaya karar verir.  Proserpina arkadaşlarıyla çiçek  toplamaya gittiği bir gün çok güzel bir Nergis çiçeği görür.  Hades tarafından oraya konulan bu çiçeğin yanına gittiği o an Hades yeraltından çıkar ve Proserpina'yı kucaklar.  Hareket halini hissetmemizi sağlayan diğer noktada Hades'in sakallarının savruluşudur. Kızın ondan kurtulmak için verdiği çabayı ayak parmaklarında,  Hades'in suratını iten elinde, Hades'in yukarıya  uzanan göz kapağında hissedebiliriz.  Karşı tarafın  gücünü Proserpina'nın bacağını tutan sımsıkı parmaklarından, beline dolanan parmaklarında sıktığı Eti'nden, bacaklarının yere sağlam basışından ve kalçasındaki güçlü kaslardan görebiliyoruz. Bereket Tanrıçası Demeter kızının kaçırılışına olan üzüntüsünden toprağı verimli kılmayı bırakır.  Açlık hüküm sürmeye başlat, tanrılar Demeter'e yalvarırlar. Kızını görme şartıyla Demeter toprağı yeniden bereketlendirir.  Zeus kızının yeraltından çıkarılması için O'na yardım eder ancak yeraltından bir şey yiyen kişi oradan bir daha çıkamaz. Proserpina yediği nar taneleri yüzünden yılın yatısı yeraltından yarısını yukarıda geçirir. Kızını görmenin çoşkusuyla Demeter yeryüzünü çiçeklerle yapraklarla donatır, böylece bahar gelir. Kızının yeraltında geçirdiği süre içerisinde ise kış mevsimi yaşanır.  Proserpina kibirli olmayışının da  sebebiyle Hades'e bir süre sonra aşık olur.



      Bir diğer Bernini heykeli de Apollon ve Daphne... Bernini bu heykeli yaparken 24 yaşındadır.  Apollon çok iyi bir okçudur ve kendisiyle övünmeyi sever. Bir gün kendisi gibi okçu olan Eros ile karşılaşır ve onun okçuluk kabiliyeti ile alay eder. Eros öç almak ister ve 2 ok hazırlar. Biri altın suyuna batırılmış ve saplandığıkişiye sonsuz aşk ve tutku verecektir. Diğeri ise saplandığı kişiyi aşk ve tutkudan tamamen uzaklaştıracaktır. Altın oku Apollon'a diğerini Daphne'ye saplar.  Daphne Apollon'dan sürekli kaçar ve aşkını reddeder. Bir gün Daphne yine Apollon'dan kaçarken babasından yardım ister. Babası onu Defne ağacına dönüştürür. Apollon onu unutmayacağını ve unutturmayacağına söz verir.  Zaferlerin simgesi başlardaki an bir taç olarak onun unutulmamasını sağlar.


     Diğer Bernini heykeli de meşhur Davud heykelidir. Bu heykeli yaparken 25 yaşındadır. Davud'un Golyat'a saldırmaya karar verdiği anı canlandırmıştır. Rönesanstan uzaklaştığı hissedilebilir. Çünkü vücut oranları değişmiş, naif ifadeler yerini güçlü ve sert ifadelere bırakmıştır. Tüylü kesesi,  uçuşan kıyafeti ve üzerinden çıkardığı zırhıyla detaylara boğulmuştur. Bernini'nin heykeli taşın içinden fırlayıp çıkacakmış gibidir. Eylemci ve tutkuludur.

       Bu kadar büyüleyici heykelden sonra yokuş aşağı yürüyerek  Barberini Sarayı'na gittik. Saray yüksek tavanlı, biraz unutulmuş soğuk bir saray izlenimi vermişti bize. Sarayın bahçesinden girdiğinizde müze bölümüne girmeden dümdüz içeri doğru girdiğinizde sarayın ne kadar boş duvarlarla çevrili olduğuna şaşırıyorsunuz. Arka tarafta bahçenin varlığı ve görülen ufak evler sıradan bir evin arka bahçesindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Sarayı gezmek ücretsiz.  Sarayın içerisinde her yerde Barberini ailesinin arması olan arı sembollerini görüyorsunuz. Ayrıca dikkatimi çeken çok fazla Medusa figürü  vardı. Sarayın içerisindeki büyük bir odanın tavan süslemeleri o kadar başarılıydı ki kabartma mı  üç boyutlu bir çizim mi diye kafanızı kurcalıyor. Odanın içindeki büyük puflar yatarak seyretmeniz için sizi şımartıyor. Tabi hemen akla Sistine Şapeli gelse de :) burası o kadar geniş bir tavan olmadığı için seyretmesi daha kolay.




       Binanın içinde bulunan Galleria  Nazionale d'arte Antica içerisinde Caravaggio'nun meşhur Judith ile Holofernes tablosunun önünden gerçekten en iyi Judith hikayesi bu demiştim.


       Yahudi bir dul kadın  olan Judtih halkını Asurlular'ın istilasından kurtarmak için Holofernes'e kendisiyle işbirliği yapacağını söyler birkaç gün yanlarında kalıp güvenlerini kazanır.  Judith Holofernes'i kendisine aşık eder ve bir ziyafet sonrası onu baştan çıkarıpsarhoş eder. Bir gece hizmetçisi Abra ile birlikte Holofernes'in  çadırına gider. Carravaggio tam kafasını kestiği anı canlandırır. Yaşamdan ölüme geçiş. Holofernes'in dönmüş gözleri artık yaşamakta olmadığını gösterip ölüme işaret ederken, kasılmış vücudu, yatak örtüsünü sıkan eli ve bağırışı yaşama dair işaretlerdir. Judith Holofernes'in kafasını keserken kızgın bir görünümünün yanısıra tereddüt de içeren bir bakışla bakmaktadır. Yaptığı eylemin erdemli sebebine rağmen günahın korkutuculuğu,eylemin korkunçluğu Judith'i çekingen ve iğrenme  dolu bir bakışa sahip kılar.


       Carravaggio'nun Narcissus tablosunda nehire bakıp kendi görüntüsüne aşık olan bir erkek çocuğu vardır. Sudaki yansıması görüntünün olduğu gibi tersinedir ve renkleri koyulaştırılarak çizilmiştir.


      Barberini Sarayı'na yakın olan  Chiesa Santa Maria Della Vittoria kilisesine gidebilirsiniz.  Biz o gün gitmemiştik ama bu kadar yaklaşmışken  gitmek akıllıca olurmuş :)  Bu kilisede muhteşem heybetiyle etkileyici Azize Terasa'nın kendinden geçişi sunağını göreceksiniz.  Sunak,mistik kehanetlerini ünlü bir kitapta anlatan XVI. yüzyılda yaşamış bir rahibenin İspanyol azizesi Terasa'ya adanmıştır. Kitapta tanrısal bir kendinden geçiş anı anlatılmakta, Azize bu sırada Tanrı'nın bir meleğinin altın bir okla kalbini delerek kendisine hem acı hem sonsuz bir mutluluk verdiğini söylemektedir.  



        Öylesine büyük bir acıydı ki bu tüm nefesimle haykırdım ama öylesine tatlı bir sızıydı ki acı hiç dinmesin istedim. 

        Bernini işte tam da bu kendinden geçiş anını betimlemiştir. Azize'nin bir bulut üzerinde göğe altın ışınlar biçiminde aşağı inen ışık seline doğru yükselişini görmekteyiz. Meleğin azizeye sevgi dolu bir şekilde yaklaştığını görüyoruz. Figür grubu sanki bir çerçeve içinde havada duruyor ve yukarıda görünmeyen bir pencereden ışık alıyor gibidir.  

     Hava artık iyice karamıştı ve son durağımız Trevi Çeşmesinin etrafındaki turist çılgınlığıydı:) Akşam saatlerinde sarı ışıklandırmasıyla daha heybetli görünen çeşmenin  önü galiba Roma'daki en kalabalık yer.  Etrafta bulunan pizzacılardan birisine girip sınırsız bedava WiFi çılgınlığıyla oturarak iyi yorulduk ama diyerek otelimize metroyla geri döndük. İlk gün inanılmaz yoğunluk ve detaylardaki güzelliklerle büyüleyici geçmişti.