15 Şubat 2016 Pazartesi

Roma'da 2. gün


İKİNCİ GÜN:  VATİKAN-ROMA

     İkinci dolu dolu dopdolu günümüz başlasın :)

     Bir gün önce Romapass aldığımız gişedeki bayana Vatikan için online bilet almamızın gerekip gerekmediği, bu günlerde Vatikan'ın yoğun olup olmadığını sordum. 9'dan önce orada olursak sorun yaşamayacağımızı, sıra beklememize gerek kalmayacağını söyledi. Bizde sabah metroyla önce Termini istasyonuna gittik sonra oradan hat değiştirip diğer metroyla 6 durak sonra Vatican - S. Pietro istasyonunda indik. Termini'den sonra 10 dakikada Vatican durağında olabiliyorsunuz. Metro adeta burada tamamen boşalıyor ve insanlar müze sırasında birbirinin önüne geçmek için tıpkı İstanbul'daki gibi :) hızlı adımlarla merdivenleri çıkıyor. Sonrasında 10 dakika yürüyerek katedrale geliyorsunuz. 
      Biz cumartesi günü Vatikan'a gitmeyi seçmiştik. Gittiğimiz gün katedralin önündeki o geniş meydanda Papa'nın konuşması vardı. O havayı solumak için biraz sırada bekledik. Orada biraz zaman geçirip müzeye gitme kararı verdik. Görevli bayanın dediği gibi hiç sıra beklemeden biletlerimizi alıp müzeye girdik.

      Vatikan'daki küçük ordunun İsviçreli olan askerlerinin formaları Michelangelo tasarımıdır.




     İlk önce Mısır Medeniyeti'ne ait eserlerin sergilendiği odayı gezdik. Mısır medeniyeti ile ilgili özellikle mumyalama teknikleri ile ilgili (beyni burundan çıkarmaları gibi) bilgiler internette detaylı şekilde açıklanıyor.  Mesela kutsal mumyalayıcı Anubis'tir. Anubis başında çakal maskesi ile gösterilir. İnsanlar bu dünyada ne işle uğraşıyorsa diğer tarafta da aynı işi devam ettireceğine inanıldığı için kendisi için gerekli olan malzemelerle gömülüyormuş. 





      Mısır heykellerinin yapımında kesin kurallar vardır. Bunlar;
  • Erkek ayaktaysa elleri yumruk şeklindedir.
  • Kadın hep erkeğin sol tarafındadır.
  • Sol bacak iki cinsiyet içinde her zaman bir adım öndedir.
  • Yanlarında muhakkak isimleri yazılıdır. (Diğer tarafta tanınmaları için)
  •  Eğer heykeller oturuyorsa elleri dizlerinin üstündedir.
  • Oturdukları yerle kaynaşmış şekildedirler. 
     Daha sonra Yunan tanrı ve tanrıçalarının bulunduğu bölümleri gezdik. Etraftaki sayısız heykel ve heykelcikler başınızı döndürüyor. Sağlı sollu çok miktardaki heykellerden belli özellikli olan tanrı ve tanrıçaları kolaylıkla seçebiliyorsunuz. Bir kaç ipucu;


 
  • Poseidon: Deniz tanrısı. Elinde muhakkak üç başlı yabasını tutar.
  • Medusa: Saçları yılan başlarıyla dolu tanrıça.
  • Hades: Yeraltı tanrısı. Yanında üç başlı köpeği " Kerberos" vardır.
  • Hermes: İletişim tanrısı. (benim favorim) Ayaklarında kanatları vardır.
  • Pan: Çobanların tanrısı. Yarı keçi yarı insan biçimindedir.
  • Kentauros: Yarı at yarı insan biçimindedir.
  • Nike: İlk soyut tanrıdır. Zafer tanrısıdır. Kanatları vardır.
  • Serapis: Mısır Tanrısıdır. Başında sütun şeklinde başlık vardır. 
     Vatikan Museo De Clementino'daki Laokoon heykeli; Troyalı rahip Laokoon içinde Yunan askerleri bulunan dev büyüklükteki tahta atı kente almamaları için hemşehrilerini uyarmıştır. Troya'yı yerle bir etme tasarılarının engellendiğini gören tanrılar, denizden iki koca yılan gönderirler. Yılanlar hem rahibi hem de talihsiz iki oğlunu boğumları arasına alıp sıkıştırarak boğarlar. Müzede derin, etrafı boş bir bölüm içerisinde gösterilen heykel gerçekten görünce Laokoon'un yüzündeki ifade ile insanı etkiliyor.    



      Vatikan Müzesi'nin içerisinde gezmenin güzel bir yanı da; müzenin her penceresinden göz alabildiğince uzanan manzaranın olması, istediğiniz an geniş bahçeye çıkabilme şansınızın olmasıdır. Biz gördüklerimiz sindirebilmek ve üzerinde konuşabilmek için bir ara verip bahçeye çıktık. Yine hazırladığımız çıkınımızı burada atıştırdık :)


 
      Sıra Raffaello odasına gelmişti. Atina Okulu'nu koca duvarda görüp detaylı detaylı incelemek büyük zevkti. Raffaello'nun bu eserinde yedi liberal sanat dalının aynı çatı altında birleşmesi tasvir edilmiştir. Ön planda solda Anakreon ve Pitagoras çevresinde kümelenmiş filozof ve şairler grubu vardır. Sağda ise Öklid'in (yer küreyi elinde tutan) etrafında matematikçilerle doğa bilimciler toplanmıştır. Michelangelo'nun yüz hatlarını taşıyan önde yere oturmuş figür, izleyiciyi resmin içine çekmek üzere tasarlanan ve yazı yazmaya yarayan taş bir yükseltinin başına oturmuş dalgın dalgın düşünmektedir. 



      Da Vinci'nin yüzüyle tasvir edilen Eflatun yukarıyı, yalın düşüncenin kaynağını işaret ediyor, öte yandan felsefesini mutlak bilim üzerine kuran Aristoteles aşağıyı göstermektedir. Bu tablodaki size bakan tek figür beyaz kıyafetleri içerisindeki Hypatia'dır. Agora filminde hayatı anlatılan bu pagan bilim kadını öldürülmüştür. Ve O' nun ölümünden sonra insanlık Rönesans'a kadar uyumuş bu sebeple insanlığın yüzüne dimdik bakan tek figür O'dur.





      Müzenin her odasında, merdiveninde sizi Sistine'ye getiren levhaların sonunda Sistine Şapeli heybetiyle ve içerisinin sessizliğiyle karşınıza çıkıyor. İçerideki görevliler sürekli şşşşş diyerek ses azıcık yükseldiğinde uyarıyorlar. Fotoğraf çekimi yasak olduğu için bu kurala uyan birisi olarak buraya internetten aldığım fotoğrafları koyarak hikayesini size anlatacağım.


    Duvarları Boticelli, Ghirlandaio ve diğer ressamlar tarafından resmedilmiştir. Michelangelo bu siparişi başından atmak için elinden gelen yapmış. Kendisinin bir heykeltıraş olduğunu, gerçek bir ressam olmadığını ileri sürmüş.  Madem onu resmi yapmaya zorluyorlardı o zaman O da resim nasıl yapılır gösterecekti !!! Çalışmaya başlandıktan sonra şapelin içine kapanarak yanına kimseleri yaklaştırmamış. İskelede sırt üstü yatıp o geniş tavanı tek başına ve yardımcısız resmeden bir insanın beden çabası, elde ettiği zihinsel ve sanatsal başarı yanında, hemen hemen hiç kalmaktadır. Hayal gücünün tükenmek bilmeyen zenginliği, her bir ayrıntının yapılışındaki ustalığı ama özellikle kendinden sonrakilere bir ufuk gibi açıverdiği görüntü görkemliliği, dehanın gücü konusunda insanlığa yeni bir ölçü sunmuştur. İgnudi adını verdiği çıplak oğlanlar resmetmiştir. 


     Michelangelo'nun bu eserinin tam ortasında gencecik haliyle İsa Mesih durur. Tanrısal ihtişamından hiçbir şey kaybetmemiştir, vücudunda çilesinin izlerini taşımaktadır. Freskin üst kısmında bize göre sol tarafta İsa'nın ataları ve cehennemin kapısından dönüp kurtulanlar vardır, içlerinde Adem'i de görürüz. Sağ tarafımızda ise çile aletleriyle şehitler ve azizler vardır. Onların üstünde İsa'nın gerildiği çarmıhı zorlukla omuzlarına taşıyan kanatsız melekler bulunur. İsa'nın çapraz alt kısmında elinde kendi yüzülmüş derisi taşıyan Aziz Bartolomeus'u görürüz. yüzü Michelangelo'nun yüzünün çarpıtılmış bir kopyasıdır. 

     İsa'nın altında melekler borazanlarıyla kıyamet gününün geldiğini, Tanrı'nın yaşayanlar ve ölüler hakkındaki  Son Yargı'sında bulunacağını haber verirler. Resmin aşağı bölümlerinde ölüler yavaş yavaş  mezarlarından çıkarlar, başlarının üstünde seçilmişler göğe yükselmektedir. Sağ tarafta aynı hizada lanetlilerin cehenneme yuvarlanışına tanık oluruz.  İntikam melekleri, lanetlenmiş vücutları yeryüzüne geri iterler, orada onları ayaklarına sarılacak küçük şeytanlar beklemektedir.
  
      Daha sonra reform karşıtı güçler figürlerin çırılçıplak oluşundan büyük rahatsızlık duymuşlardır. Michelangelo'nun öğrencisi olan Daniele da Volterra figürlerin bedenlerini boyayla giydirmiştir. 



         Adem'in Yaratılışı; Adem ilk erkeğe yaraşır bir güç ve güzellik içinde yere uzanmıştır. Meleklerinin taşıdığı "baba" tanrı, öbür tarafta ona doğru yaklaşıyor. görkemli ve geniş bir pelerine bürünmüş, rüzgarın bir yelken gibi şişirdiği bu pelerin Tanrı'nın boşlukta ne kadar hızlı ve rahat hareket ettiğini hissettiriyor. Tanrı elini uzatmış ama daha Adem'in parmağına bile değmeden, işte ilk insan derin bir uykudan kalkarcasına uyanıyor. Bakışlarını Yaratanın baba sevgisiyle dolup taşan yüzüne çeviriyor. Sol kolunda henüz tasarım aşamasındaki Havva'yı tutmaktadır, elini ise daha doğmamış olan çocuk İsa'nın omuzuna koymuştur. 

      Judith ile Holofernes'in hikayesi Son Yargı'nın karşısındaki köşede yine bize gösteriliyor. 


 
           Tam yukarıda Musevi ve Hristiyan inancına göre Adem'in ilk eşi olan  Lilith'in  Havva'ya yasak meyveyi yedirişi gösterilmiştir. Yan tarafında ise Adem ve Havva'nın cennetten kovuluşları gösterilir. Adem sanki " İyi tamam gidiyoruz." diyen bir tavırla gitmektedir.      


 
        Veee Vatikan'ın meşhur merdivenleri...



          Daha sonra Aziz Petrus Bazilikası'na gittik. Yüksek tavanı ve heybetli heykelleri ile insanı ufacık hissettiriyor. Bernini Aziz Petrus'un gömülü olduğu yerin üstündeki bronz baldakeni yapmış. 
4 sütun üzerindeki 28,5 metre yüksekliğindeki baldekenin etrafındaki oturulan bölüm en kutsal yermiş. Apsiste kızıl elma olduğunu düşünülüyormuş.



      Michelangelo'nun pietası bazilikaya girdiğinizde hemen sağınızda cam koruma içinde sergileniyor. İsa'nın çarmıhtan indirilip Meryem Ana'nın kucağında yatışı gösterilmektedir. Meryem burada çok gençtir. Bence en etkili bölüm Meryem'in  İsa'yı kolundan tutarken İsa'nın kolunun aldığı şekildir. Başını arkaya atışına bakılırsa vücudunun cansız olduğu hissedilebiliyor.



     Vatikan'dan çıkıp yol boyu yürüyerek diğer ülkeye :) varıyoruz. Köprünün başına gelirken Castel Angelo  sizi karşılıyor. Biz kaleye girmedik, manzarasını görmek için yukarı çıkmadık. Eğer  vaktiniz varsa  manzarası için bile kaleye çıkılabilir. 






      Köprüden geçip düz gidince hemen yan yolda bir Carrefour göreceksiniz. Gezilerde ilk akşam genelde nerde ne var gezisi yapmak faydalı oluyor. Biz kaldığımız yerin çevresinde büyük bir market bulamamıştık. Şarap, makarna ya da yiyecek bir şeyler almak istiyorsanız marketlerin çoğunda fiyatlar değişiklik gösteriyor. Carrefour ve hemen bir iki bina yanındaki markette fiyatlar uygundu. Marketleri arkanızda bırakıp yürüdüğünüzde ünlü pizzacı Baffetto'yu sağ tarafınızda köşe başında göreceksiniz. Ünlü olması pahalı olması demek değilmiş. Etraftaki en uygun fiyatlı ve en kaliteli en doyurucu büyüklükteki  pizza buradaymış  bence. Örneğin margarita 6€' ydu. 20 dakikadan fazla masa sırası bekledik ama değerdi. 





      Yemeğimizi yedikten sonra daha enerjik bir şekilde Piazza Navona'dan geçip, Dört Nehir Çeşmesi'ni de gördükten sonra yeni durağımız San Luigi Francesi Kilisesi. Ücretsiz girebildiğiniz ve Caravaggio eserlerini görebildiğiniz bir kilise tıpkı Musa heykeli gibi. Caravaggio'nun üçlü mattası bu kilisenin sol köşesinde yoğun ilgi görüyor. Diğer kiliselerde de olduğu gibi burada da 1 euro attığınız takdirde lambalar yanıyor ve eserleri daha net görebiliyorsunuz.

      Kilise ondan İncil yazan bir aziz tablosu yapmasını ister. Caravaggio  ilk yaptığı eserde Aziz'i fakir kıyafetler içerisinde halktan birisiymiş sıradan bir şekilde resmeder. Aziz burada yazmayı bilmiyormuş ve melek ona zorla yazdırıyormuş gibi görünmektedir. Kilise bu durumu bir aşağılama şeklinde yorumlamış ve yeniden bir tablo yapmasını söylemişler. ilk yaptığı bu tablo şu an kayıp.


      Daha sonra ikinci Aziz Matta'sını yapmış. Burada Aziz daha temiz kıyafetlerle bir Aziz'e "yakışan" görüntüdedir ve melek onu zorlamamaktadır. 

     Tablonun solundaki eser ise Aziz Matta'ya Çağrı. İsa'nın vergi tahsildarını çağırmasını anlatmaktadır. Burada dikkat edilecek nokta; İsa'nın elinin hareketinin tıpkı Adem'in yaratılışındaki ele benzerliğidir. 

       Üçlemenin sonuncusu da Aziz Matta'nın Şehit Edilmesi. Sahne din uğruna şehit edilmekten çok, vahşi bir cinayeti anlatır gibidir. 




      Roma'nın olmazsa olmazı Pantheon. İçeri girince tek parça beton mermerin heybetine bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Roma'nın en kalabalık alanlarından birisi burası. 





     Bloglarda fazla bahsedilmeyen ama perspektif kitaplarında bahsedilen tavan süslemesi ile göz kamaştırıcı olan San't Ignazio kilisesi Pantheon'a yakın. Tavandaki kubbe çizimi karanlık olduğu için lok etapta görülemiyor, bu sebeple fotoğraf makinesi ile zoom yaparak detaylı inceleme yapabilirsiniz. Tavanı inceleyebilmek için ortaya bir ayna konulmuş. Ama tavanı görmeniz için ayna yeterli büyüklükte değil bu sebeple çıplak gözle cennet tasvirini seyretmenizi tavsiye ederim. 




     Hemen yakınımızdaki Palazzo Doria Pamphilj'nin içine girmedik sadece ücretsiz girebildiğimiz bahçesindeki ağaçları seyredip biraz soluklandık ve  uzun bir yürüyüş sonrası Palazzo Della Consulta'nın bulunduğu meydana yürüdük.



     Aşağıda haritada gösterdiğim meydana çıkmak biraz yokuş yukarı olduğu için yorucuydu. Yokuş bitip de karşınıza çıkan merdivenleri görünce biraz soluk soluk kalıyorsunuz. Ama çıktığınız an o geniş meydan ve manzara size iyi ki geldiğinizi söylüyor. Biz tam güneş batmak üzereyken oradaydık arkamızdaki Aziz Petrus Bazilikası güneş batarken ufukta parlıyordu. 






      Hava kararınca kendimizi yokuş aşağı bırakıp İspanyol merdivenlerinin üst kısmındaki Trinita Dei Monti kilisesinde bulduk. Tepeden manzara eşliğinde çanın kuvvetli sesiyle biraz da bu tepeden Roma'yı izledik.  Aşağıya indiğimizde bizi bir sürpriz bekliyordu. İspanyol merdivenleri kapalıydı, tadilattaydı :) Meşhur Roma pozumuzu verememiştik :)



     Bizim İstiklal Caddesi gibi hınca hınç insan kaynayan Condotti caddesinde herkes gibi bizde vitrinlere uzun uzun bakarak gezdik. Herkesin bütçesine göre takıldığı caddelerde bizde Zara'ya girip tarihi gezi kısmını bir yana bırakıp günün yorgunluğunu alışverişle attık :)



      Spagna metrosu ile bir durak sonra Barberini istasyonunda inip kısa bir yürüyüş ile gecenin kapanışını cumartesi akşamının kalabalıklığıyla Hard Rock Rome'da yaptık. Tişörtümüzü almayı unutmadık :))










   























Hiç yorum yok:

Yorum Gönder