2 Mart 2016 Çarşamba

Floransa 4. Gün

DÖRDÜNCÜ GÜN: FLORANSA

     Floransa yürüyerek rahatlıkla gezilebilecek bir şehir,  önümüzde 4 günümüz vardı. Hotel'den aldığımız haritamızda gezilecek yerlerimiz işaretlenmişti. 




      İlk olarak sabah 9 gibi Santa Maria Novella Bazilikasına gittik. Sanat tarihi kitaplarının  ilk sayfalarının vazgeçilmez perspektif konusunun olmazsa olmazı bu kilisede. 

     Kutsal Üçlü ( 1425-1428)

    Masaccio'nun 27 yaşına basarken yaptığı sanılan bu resim, "kaçış çizgileri" yoluyla üç boyutluluğun sağlandığı ve bütünsel bir gölge-ışık oyunuyla sistemli bir mekanın yaratıldığı  İLK perspektif resimdir. Bu nedenle Masaccio Rönesans resminin öncüsü ve kurucusudur. Masaccio: Beceriksiz Thomas. Bu resim halka açıldığında, duvarda sanki varmış gibi görünen bir deliğin içinden başka bir mabede baktıklarını sanmışlar. Resimde ince bir zerafet yerine büyük, ağır figürler; kolayca akan eğriler yerine, katı ve köşeli biçimler; çiçekler ve değerli taşlar gibi sevimli, hoş ayrıntılar yerine içinde bir iskelet bulunan çıplak bir mezar görülüyor. Bu mezar diğer üçlemelerde  de olduğu gibi  iskelet = Golgata Tepesi, yani İsa'nın çarmıha gerilmek için götürüldüğü tepenin simgesidir. Meryem'in İsa'yı işaret eden o el hareketi tüm ağırbaşlı resmin içindeki tek hareket olduğu için daha etkileyici. Figürler gerçek bir heykele benziyor. Sanki onlara dokunabilecekmişiz gibi hissediyoruz ve bu da onları bizim daha yakınımıza getiriyor. 

      Duvara yapılmış bu çizim bazilikadaki en abartısız, en sade eser. Perspektifin yanında kullanılan yavru ağzı renginin o tonu aklınızda kalıcı bir etki yapıyor.  





      Bazilikanın içini gezdikten sonra arka bahçesini ve oradaki odaları da dolaştık. Bahçesinde öten kuşları gece vakti muhakkak duymalısınız. Gece saatleri giriş kapısı meraklı insanların kuşları arayışına sahne oluyor. 



     
      10 dakikalık yürüme mesafesiyle San Lorenzo'ya vardık. Aşağıda görüldüğü gibi dış yapısı tamamlanmayan bir kilise.



        İçeride Medici ailesi mensupları için yapılmış lahitler var. Asıl görmeyi istediğim Michelangelo'nun yaptığı Lorenzo kütüphanesinin merdivenleriydi ama malesef orası sadece araştırma yapmak için gelenlere gösteriliyormuş. Bunu ne yazık ki oradaki görevliden gidince öğrendik. 


     Ve bir diğer şoku da Donatella'nın yaptığı kürsüde yaşadık. Malesef camların dışından bakmakla yetinebildik. 



     San Lorenzo'da bir kez daha güzel, dinlendirici bir manzaraya sahip başka bir kilise bahçesindeydik. 




      Günlerden pazartesi olduğu için Galleria dell Accademia kapalıydı. Eğer siz San Lorenzo'ya pazartesi dışında bir gün gelirseniz yakınındaki Accademia tarafına bir daha yürümemiş olabilirsiniz :)  Davud için yarını bekliyoruz :) Sıra Museo dell Opera dell Duomo'daydı. 16 euro karşılığı Dell opera'yı ve vaftizhaneyi gezmeye; çan kulesine ve Fiore katedraline çıkmaya hak kazanıyorsunuz. 

    İlk durağımız dış binası fazla tarihi! içerisi fazla modern! olan Museo dell Opera. Koşarcasına "Cennet'in Kapıları"na gittik. 


      Lorenzo Ghiberti vaftizhanenin önce doğu kapılarını yapmak için görevlendirilmiş. Yukarıdaki bu kapılar Yeni Ahit'ten alınan 28 sahne ile süslenmiş. Kapıların en üstündeki figürler aşağıdan zor görüldüğü için fotoğraf makinenizin zoom özelliği ile incelemenizi tavsiye ederim. 




     Lorenzo Ghiberti'nin bu 506 x 287 cm lik kapılarının isim babası Michelangelo'dur. Vaftiz edilecek insanlar vaftizhanenin bu kapılarından geçerek içeri girerlermiş.  Eski Ahit sahnelerinin canlandırıldığı 10 panel vardır.  Figür gruplarının rölyef olarak farklı derinliklerde zarafetle işlenmesi, eserin çarpıcı bir biçimde üç boyutlu görünmesini sağlıyor. 

     Aşağıdan saydığınızda orta hizadaki  üçüncü sıradaki madalyonda Ghilberti'nin  kendi portresi var. Çerçevelerin süslemeleri çiçek ve hayvan motifleriyle tamamlanmış.


     Yusuf peygamberin yaşamından hikayelerin anlatıldığı aşağıdaki panoda; Sağ altta Yusuf kardeşleri tarafından kuyuya atılır, ortada büyük bir kalabalığa tahıl dağıtılır, sol üstte ise kimliğini açıklayarak kardeşlerini bağışladığı sahne vardır.   



     Donatella'nın ahşaptan Santa Maria Magdalena heykeli. Da Vinci'nin kitabını okuyunca bu heykeli farkı bir gözle görür oldum.  "Magdalalı Meryem"



      Donatella'nun Magdalena'sını ve Michelangelo'nun pietasını karşılıklı görebileceğiniz bir yer Dell Opera.



     Birinci kattaki Galleria della Cupola'da katedralin tanıtımı için hazırlanmış çok kaliteli bir sunum sizi bekliyor. Yaklaşık 10 dakika süren kaliteli bu çekimi bence muhakkak kaydetmelisiniz. Maalesef çekimleri buraya yükleyemiyorum. Aynı katta yer alan Michelino'nun eserinde Dante'nin cennet ve cehennemini inceleyebilirsiniz. 






     Museo dell Opera'dan çıktıktan sonra öğle yemeğimizi atıştırdık ve henüz hazır fazla yorulmamış iken çan kulesine çıkma kararı verdik.  Katedralin çıkışıyla kıyaslanınca burayı çıkmak geniş merdivenleri ve az sayıdaki basamakları ile fazla yorucu değil. 



      Kuleye çıkınca önünüzün açık olduğu geniş bir görüntü olmadığı için şehrin silüetini tamamen göremiyorsunuz. Bölme bölme olan pencereleri tek tek dolaşıp şehri teller arasından incelemek benim için pek de zevkli değildi.




      Aziz Giovanni vaftizhanesine gidip buradaki Cennet'in Kapıları'nın replikalarını gördüğümüzde elbette beğenemedik. 


     Vaftizhanenin içine girdiğimizde altın sarısı her yanımızı sarmıştı. Tavanda gerçekten ince ince çizilmiş bir sürü sahne anlatılıyor. İçerisi aşırı serindi. Üşüdüğümüz için çok fazla duramadık. İçeride özellikle merak ettiğim çizim cehennem çizimiydi. 





      Vee sıra geldi meşhur katedral tırmanışına. Arkadaşımı aşağıda bırakıp tek başıma Brunelleschi'nin kırık yumurta şeklindeki kubbesine tırmanmak için üzerimdeki fazlalıkları aşağıda bıraktım. Yanıma sadece su şişemi ve fotoğraf makinemi aldım.




    Dar ve fazla dönemli olan tırmanış yaklaşık 15 dakika sürdü. İtiraf etmeliyim ki katedralin çıkışına dair öncesinde en ufak bir bilgim yoktu. İlk başlarda geniş olan merdiven gitgide daralıyor ve sonrasında sürekli dönen koyu kahverengi merdivenler bu yolun bir de dönüşü var dedirtmeye başlıyor. 




    Katedralin tepesindeki çizimlere an be an yaklaşıyorsunuz. Önce tavandaki ilk balkona çıkıyorsunuz. Görevlilere sadece burada denk geldim. Onlar sizi devam edeceğiniz yol konusunda bilgilendiriyorlar. Daha sonra tavandaki ikinci balkonu da boydan boya geçip asıl katedralin o dik yumurta şeklinin olduğu tepe noktasına tırmanmaya başlıyorsunuz. Kiremit rengi tepeyi dikine çıktığınızı hissedebiliyorsunuz. Tavanı dar ve basık olan merdivenlerden eğilerek yukarıya en son merdiven grubuna varınca işte artık dışarıdasınız :) Çıktığınız kapıyı kalın bir iple kapanmaması için bağlamışlar, sanırım  kapanırsa yukarıda büyük bir problem oluşabilir :)  


    Burası çan kulesi gibi değil. Manzarayı doyasıya izleyebiliyorsunuz. Her açıdan arkanızda farklı Floransa görselleri ile bol bol fotoğraf çekildikten sonra tavsiyem cam korkulukların önünde oturup o turist kargaşasını arkanızda bırakmanız. Zaten oturulabilecek bir kaç bank var ve onlarda muhakkak dolu oluyor. 

      İleride yeniden geldiğimde muhakkak katedrale yeniden çıkmayı planlayarak beni bekleyen kahverengi merdivenlere geri döndüm. 


     Yeni rotamız St. Margherita de Cerchi.. Bu kiliseyi sorduğunuzda çok az kişi biliyor olacak. O yüzden siz Museo Casa di Dante'yi sorun. Kilise Dante'nin müzesinin tam karşısında. Dar, çok şirin böyle yaşanmışlık havası olan bir sokak. Tavsiyem ana cadde üzerinden sokağa girip dar  sokak kemerinin altından geçmeniz. Biz kilisenin yerini pazartesi günü keşfettik, gittiğimiz gün kapalıydı. İlerleyen günlerde kilisenin içerisinden de bilgi ve fotoğraf paylaşacağım.



      Floransa'da Arno'nun bu tarafındaki en uzak gideceğimiz nokta Basilica di Santa Croce. Dar sokaklarda yiyecek bir şeylere ve hediyelik eşya dükkanlarına bakına bakına Santa Croce meydanına çıktık. Bazilikanın yine heybetli beyaz dış cephesi meydanda sizi karşılıyor. 



  
     Bazilikaya girdiğinizde sağ tarafa hızlıca göz atıp direk solda bulunan mezarlara gidiyor oluyorsunuz. Biz hızlı hızlı Michelangelo'nun mezarına doğru gitmiştik. Onca heybetli, inanılmaz etkileyici heykelleri, süslemeleri yapan Michelangelo'nun mezarını görünce hüsrana uğramıştım. Sanırım onun başarısı ile mezarını kıyaslayınca yapılanla yetinemedim. 


      İçeride karşılıklı duran diğer mezarlar; Galileo, Machiavelli, Rossini, Marconi. Bazilikanın her yerinde Holy Cross yani Kutsal Haç yazılarını görüyorsunuz. 

     Gün içerisindeki bu kadar görsel yoğunluktan sonra artık sokaklarda gezme Vecchio köprüsünde turistik pozlara çekilmeye sıra gelmişti. :) Ara sokaklarda dolana dolana Palazzo Vecchio'ya geldik. Bookshop'tan hediyelik eşya baktık. Biz saraya girmedik. Floransa'daki her yer dolu dolu dopdolu olduğu için hepsini 3 günde bitirmek zor o yüzden bazı yerleri kişisel olarak elemek zorunda kaldık.

    Meydandaki Davud turist akınına uğramış bir halde pozunu herkese veriyor. Turist çılgınlığı halinde buradaki her heykel fotoğraf çekiminden nasibini alıyor. Biz kendimizi orjinallarine adapte etmiştik :)



    Uffizi'nin girişinin içinde bulunduğu kapalı heykeller meydanı gerçekten benim için Floransa'nın özetlerinin içinde olduğu bir mekan. Karşılıklı heykeller, Uffizi'nin girişinin yarattığı heyecan, Arno nehrinin ayırdığı iki yaka, Vecchio'nun meydanın çıkışındaki varlığı, "kapalı kutu" içindeki Floransa özetiydi. 


       Yukarıdaki fotoğraftaki çıkış kapısından geçip sağa dönünce meşhur Vecchio köprüsünü görüyorsunuz. Burası turistlerin uğrak noktası ama köprüden her açıdan görülebildiği için fotoğraf çekerken birbirini beklemek zorunda kalmadığın güzel manzaralar çekebiliyorsunuz. Arno'da kürek çeken kanocular bu görüntünün modern tek noktası oluyor bence.



      Akşam güneşi batarken burada olmak Floransa'yı yaşamak için güzel bir andı bizim için. Biz köprüden geçerken dükkanlarda gün bitti diyerek kepenkler kapanıyordu. Dükkanlarda çok şık, inciler vardı, aklımız kalmadı değil.





     Köprüden sonra dümdüz ilerledik ve kavşaktan sağa doğru dönüp Spirito meydanına doğru gittik. Karşı tarafın dükkanları bile gerçekten daha mahalle havası alabileceğiniz bir yerde olduğunuzu hissettiriyor size. Fiore'nin bulunduğu yakadaki turist akını bu tarafta yok. Yöresel tatları tadabileceğiniz pastaneler burada vitrinleri ile dikkatinizi çekiyor. Sokaklarında turladıktan sonra internette okuduğumuz Volume restoranına gittik, restorandan çok aslında pub cafe arası bir yerdi. Dönüşte dar sokaklarda dolaşarak havayı iyice kararttık. Köprünün yakınındaki Via de Bardi'deki Floransa'da gördüğümüz en yoğun, en uygun fiyatlı, en çeşidin bol olduğu marketten alışverişimizi yapıp yüklerimizi yükledik ve otelimize doğru döndük. Alışveriş yapıp akşamı bitirmek, elimde yiyecek poşetleriyle dönmek gittiğim şehrin içine girmek demek benim için. 



 


  


















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder