İTALYA'DA BİR HAFTA
İlk yazıya başlamak zormuş. Sonuçta tanımadığım insanlara da hitap ediyor olacağım. Gittiğim yerlere kimbilir kaç defa gidildi kaç blogda yazılar yazıldı tahmin etmesi hiç de zor değil. Benimki planlı bir gezi tutkununun kısa süreli tatillere olabildiğince etkinlik sığdırılabileceğini gösteren bir yazı dizisi olacak.
İlk olarak seçtiğim Roma-Floransa-Pisa-Siena gezimin yazısıyla başlayacağım. Gün gün birbirine yakın yerlere gidip zaman kaybı yapmadan nasıl gezdiğimizi anlatacağım.
BİRİNCİ GÜN: ROMA
BİRİNCİ GÜN: ROMA
Roma: 28-31 ocak 2016 Via Madonna'da Ice Bar'ın karşısında Imperial Relais otelinde kaldık. 3 gece kahvaltı dahil iki kişilik oda da kişibaşı 112 € artı 3 gece için toplam 11 € şehir vergisi verdik. Aşağıdaki haritada Kolezyum'un yukarısında 108 ile gösterilen bölgenin yakınındaki otelimiz küçük şirin bir sokak arasında sessizce dinlenebileceğimiz bir oteldi.
Roma gezisinin başlangıcını çook güçlü açmak için ilk önce sabah 8 gibi San Pietro In Vincoli kilisesine gittik. Kolezyum'un yakınında olan bu kiliseye sabah saati gitme sebeplerimizden biri de Romapass alacağımız gişenin 9.30 açılacak olması.
San Pietro In Vincoli
Musa heykeli....II. Julius tarafından verilen bu görev için Michelangelo Carrara'daki mermer ocağını gitmiş. Orada 6 ay kalıp gördüğü bir rüya üzerine Musa heykelini yapmaya karar vermiş. Heykelin konusu, Musa Sina Dağı'na çıkıp orada 40 gün 40 gece kalır. Elinde 10 emrin yazılı olduğu iki taş levha ile halkının yanına döner. Döndüğünde halkının bir buzağıya taptığını görür. Michelangelo işte tam da bu anı heykelinde bize göstermiştir. Musa'nın yüzünde halkına olan kızgınlığı vardır. Az sonra levhayı yere fırlatıp ayağa kalkacağı hissi uyandırır. Kafasında boynuz olmasının sebebi; İbranice'de "keren-garan" kelimeleri ışık yansıması ve boynuz anlamlarına gelmekteymiş. Bir çevirme hatası üzerine Musa resimlerde ve heykellerde boynuz ile gösterilirmiş. Heykelin iki yanında Yakup'un kardeşleri Rachel ve Leah bulunmaktadır. Freud 1913 yılında Roma'ya gelerek 3 hafta boyunca heykel üzerinde psikolojik tahliller yapmış ve Michelangelo'un Musa'sı kitabını yazmış.
Popüler meydanlardan ziyade bu kilisesinin bulunduğu sessiz mahalle, duvarlarının sadeliği ve Michelangelo'nun sanki unutulmuş gibi kilisenin bir kenarında gururla oturan Musa'sı benim için çok etkileyiciydi.
Daha sonra zamanımız olduğu için yürüyerek Emanuele II meydanına gittik.
Heybetli binanın yanından geçip Capitole tepesine gittik. Burada bulunan Capitol Müzesi'ne zaman kısıtlılığı dolayısıyla girmedik. Bu tepe Roma'nın en yüksek tepesiymiş. Meydan Michelangelo tarafından planlanmış. Meydana çıktığınız anda gördüğünüz atlı heykel Marcus Aurelius'a ait.
İmparator Konstantino'ya ait olduğu sanıldığı için o dönemdeki pagan imparatorların heykelleri gibi eritilmekten kurtulmuş bir heykel. Sıradan ölümlüleri tanrısallaştıran bu heykeller eskiden pagan, dinsiz ve gayrimeşru olarak nitelendirilip eritiliyormuş. Ortaçağ'da Marcus'un büstüyle karşılaştırılınca gerçekte kime ait olduğu anlaşılmış. İmparatorun silah taşımaması O'nun Barış insanı olduğunu gösteriyormuş. Sağ eli; yenilen düşmana merhamet, kendisine sevgi gösteren halkı kutsama, yanındaki atı süren oğlu Commodus'u selamlama olarak yorumlanır.
Yandaki kiliseye çıkan Cordonata merdivenlerini Michelangelo tasarlamış.
Dişi Kurt simgesi olan heykelde de, dişi kurt tarafından beslenen Romulus ve Remus efsanesi anlatılıyor. Bu hikaye bize tanıdık :) İtalya'da çok fazla yerde bu heykellere rastlayacaksınız. Meydandaki Çeşmeden sağa doğru giden Campidoglio caddesinden gidince karşınıza eski şehir kalıntılarını yukarıdan izleme fırsatı doğuyor.
Daha sonra Kolezyum tarafına doğru yürüdük ve yol üstündeki turist merkezinden 36 €'ya Romapass kartımızı aldık. Böylece iki müzeye ücretsiz girme hakkı ve toplu taşımada ücretsiz seyahat hakkı kazandık. Biz Kolezyum ve Galeria Borghese için kullandık. Romapass kart sayesinde Kolezyum'da sıra beklemeden içeri girebildik.
Kolezyum'la ilgili tarihi bilgi vermeme sanırım gerek yok. Her yerde fazlasıyla bilgi mevcut. Burasının gündüz ve gece gözüyle muhakkak ayrı zamanlarda geniş ve hissedilerek gezilmesi taraftarıyım. İçerdeki maketler ve çizimler eskiye dair bilgi sahibi olmanız için incelenebilir. Yanında bulunan forum için uzun zaman gerekiyor. Yazın gezmek sıcakta zor olduğu için bence bahar mevsimi ideal.
Kolezyum çıkışı hemen karşısında bulunan metro ile Barberini istasyonuna gittik. Uzun bir yürüyüş sonrası Villa Borghese'ye geldik. Aşağıdaki kemerleri gördüyseniz eğer anlayın ki bahçeye vardınız :)
Sessiz ve tam öğle yemeğinin yenebileceği büyük bir bahçeye geldik:) çantamızdan hazırladığımız çıkınımızı açıp çimenlerin ortasında yemeğimizi yedik.
Veee büyük Borghese turumuz başladı. Borghese için internette önceden rezervasyon yaptırın yazıyordu. Ama biz rezervasyonsuz gittik ve saat 1 deki tura katıldık, her tur 2 saat sürüyor. O süre içerisinde müzeyi turlayıp bitirmeniz gerekiyor. İlk başta Caravaggio'nun eserlerinin olduğu bir odadan geziye başladık. Bu kadar küçük bir odada yan yana dizilmiş bunca Carravaggio eserini görmek inanılmazdı. Kimi saraylarda sadece iki tane olan eser için koca sarayı turlamamız gerekmişti.
Carravaggio, Rubens, Raffaello, Bernini arasında serseme döndüğünüz bir müze. İçerideki Bernini'leri dikkatlice incelemeye kalktığınız sınırlı olan 2 saatiniz bir anda tükenebiliyor. Gelelim muhteşem heykele.... The Rape of Proserpina.... Proserpina'nın Kaçırılışı..... Önünde yarım saatten fazla zaman geçirdiğim, her açıdan fotoğraf çekme yağmuruna tuttuğum, bence güçlü bir aşk hikayesi. " Etkileyici El "i herkesi hayran bırakmaya yetiyor ama bence hikayesi çok romantik ve yakın.
Bu kadar büyüleyici heykelden sonra yokuş aşağı yürüyerek Barberini Sarayı'na gittik. Saray yüksek tavanlı, biraz unutulmuş soğuk bir saray izlenimi vermişti bize. Sarayın bahçesinden girdiğinizde müze bölümüne girmeden dümdüz içeri doğru girdiğinizde sarayın ne kadar boş duvarlarla çevrili olduğuna şaşırıyorsunuz. Arka tarafta bahçenin varlığı ve görülen ufak evler sıradan bir evin arka bahçesindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Sarayı gezmek ücretsiz. Sarayın içerisinde her yerde Barberini ailesinin arması olan arı sembollerini görüyorsunuz. Ayrıca dikkatimi çeken çok fazla Medusa figürü vardı. Sarayın içerisindeki büyük bir odanın tavan süslemeleri o kadar başarılıydı ki kabartma mı üç boyutlu bir çizim mi diye kafanızı kurcalıyor. Odanın içindeki büyük puflar yatarak seyretmeniz için sizi şımartıyor. Tabi hemen akla Sistine Şapeli gelse de :) burası o kadar geniş bir tavan olmadığı için seyretmesi daha kolay.
Barberini Sarayı'na yakın olan Chiesa Santa Maria Della Vittoria kilisesine gidebilirsiniz. Biz o gün gitmemiştik ama bu kadar yaklaşmışken gitmek akıllıca olurmuş :) Bu kilisede muhteşem heybetiyle etkileyici Azize Terasa'nın kendinden geçişi sunağını göreceksiniz. Sunak,mistik kehanetlerini ünlü bir kitapta anlatan XVI. yüzyılda yaşamış bir rahibenin İspanyol azizesi Terasa'ya adanmıştır. Kitapta tanrısal bir kendinden geçiş anı anlatılmakta, Azize bu sırada Tanrı'nın bir meleğinin altın bir okla kalbini delerek kendisine hem acı hem sonsuz bir mutluluk verdiğini söylemektedir.
Öylesine büyük bir acıydı ki bu tüm nefesimle haykırdım ama öylesine tatlı bir sızıydı ki acı hiç dinmesin istedim.
Bernini işte tam da bu kendinden geçiş anını betimlemiştir. Azize'nin bir bulut üzerinde göğe altın ışınlar biçiminde aşağı inen ışık seline doğru yükselişini görmekteyiz. Meleğin azizeye sevgi dolu bir şekilde yaklaştığını görüyoruz. Figür grubu sanki bir çerçeve içinde havada duruyor ve yukarıda görünmeyen bir pencereden ışık alıyor gibidir.
Hava artık iyice karamıştı ve son durağımız Trevi Çeşmesinin etrafındaki turist çılgınlığıydı:) Akşam saatlerinde sarı ışıklandırmasıyla daha heybetli görünen çeşmenin önü galiba Roma'daki en kalabalık yer. Etrafta bulunan pizzacılardan birisine girip sınırsız bedava WiFi çılgınlığıyla oturarak iyi yorulduk ama diyerek otelimize metroyla geri döndük. İlk gün inanılmaz yoğunluk ve detaylardaki güzelliklerle büyüleyici geçmişti.
Bernini işte tam da bu kendinden geçiş anını betimlemiştir. Azize'nin bir bulut üzerinde göğe altın ışınlar biçiminde aşağı inen ışık seline doğru yükselişini görmekteyiz. Meleğin azizeye sevgi dolu bir şekilde yaklaştığını görüyoruz. Figür grubu sanki bir çerçeve içinde havada duruyor ve yukarıda görünmeyen bir pencereden ışık alıyor gibidir.
Hava artık iyice karamıştı ve son durağımız Trevi Çeşmesinin etrafındaki turist çılgınlığıydı:) Akşam saatlerinde sarı ışıklandırmasıyla daha heybetli görünen çeşmenin önü galiba Roma'daki en kalabalık yer. Etrafta bulunan pizzacılardan birisine girip sınırsız bedava WiFi çılgınlığıyla oturarak iyi yorulduk ama diyerek otelimize metroyla geri döndük. İlk gün inanılmaz yoğunluk ve detaylardaki güzelliklerle büyüleyici geçmişti.
























Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilSayin detaycigezgin sizinle cok yorucu ama etkileyici bir seyahat gerceklestirmekten dolayi cok mutluyum.Anlatilanlar birebir gerceklerden alintidir:)Sayende cok hazirlikli,planli ve sanat tarihinin en onemli eserlerini bilgili bir agizdan dolasarak gezdim.Tekrar tesekkurler...
YanıtlaSil